Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda


Ayna Korkusu

Dert Yorumcusu

Nadia'ya Sözüm Var

Shakespeare'in Kadını

Ufkun Öte Yanı

Sıraselviler'de Bir Otel Odası

Duygu Sapması

Einstein Ve Tam Güneş Tutulması

Foucault Ve Kaçıklık Kuramı

Baudrillard Ve Milenyum

Derrida Ve Tarihin Sonu

Nietzsche Ve Postmodernizim

Şuşa'ya Sis Çöktü

Yaşar Kemal : Bir Geçiş Dönemi Romancısı

Petros Amca Ve Goldbach Sanısı

20. Yüzyılın Yalnızı: Fernando Pessoa

Yüz : 1981

Salaheddin'in Kitabı

Taşkadın

Küçük Sırlar

Casanova'nın Aşk Mönüsü

Sök Al Bu Kalbi

İnci Gibi Dişler

Afrika Rüyası

Dünya İşleri

Muhteşem Senyora

Kaderimin Efendisi

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Ankara-İstanbul Karatreni

Sex And The City

Yevgeniy Onegin

Pilatus'a Göre İncil

Hegemonyadan İmparatorluğa

Unutulan Prenses

Kavalier & Clay

Yurdum Benim Şahdamarım

Entelektüel Tereddüt

Yeter Tenimi Acıtmayın

Çözücü

Beden Sanatçısı

Fatma'yı Ararken

Bitmeyen Vals

Namı Diğer Che


ENTELEKTÜEL TEREDDÜT

Mehmet Can Doğan Akşamlık Dergisi-7 Kasım 2003

Arada kalmak: Entelektüel tereddüt
Ahmet Oktay yeni kitabı Entelektüel Tereddüt'te "cahilin cesur olduğu dönem"i yaşadığımız bugünlerde "alçakgönüllü bir karşı çıkma çağrısı"nda bulunuyor.

Şerif Mardin'in tanımıyla entelektüel, "iktidara doğruyu söyleyebilendir". Yaşadığımız zamanda iktidar, düşünme biçimlerine ve yapıp etmelere içselleşmiş durumdadır. İktidara yönelik keskin eleştirilerin bile onu yeniden ürettiği veya meşrulaştırdığı, yaydığı söylenegelir ki doğrudur. Ahmet Oktay; kültür, sanat ve edebiyat sorunları üzerine yazarken baştan beri iktidarın kendini üretiş biçimine dikkat çekmiştir. Özellikle son yirmi yılda Türkiye'de kapitalizmin belirlediği hayat şekli, değerleri askıya alarak her şeyin olabilirliği yönünde bir zihin geliştirmiştir. Düşünsel zeminini görecelikte bulan, farklı yaklaşımlara alan açan ve böylece bir bakıma demokratik bir düzlem oluşturan liberal söylem, kitlelerin yapıp etmelerine ve yaklaşımına cehaletin meşrulaşması şeklinde yansımıştır. "Ben yaptım oldu" kolaycılığı ile "Bana göre böyle" savunması, her şeyi mümkün kılarken "Senin birikimin ne?" sorusunu da geçersizleştirmektedir.Bu yüzden son yirmi yıla, "Cahilin Cesur Olduğu Dönem" dense yeridir. Ahmet Oktay'ın son yıllarda yayımlanan her bir kitabı, bu döneme itirazdan başka bir anlam taşımaz. Kitapların adları bile bunu söyler: Zamanı Sorgulamak (1991), Kabul ve Red (1992), Türkiye'de Popüler Kültür (1993), Medya ve Hedonizm (1995), Postmodernist Tahayyüle İtirazlar (2000), Metropol ve İmgelem (2002).

Entelektüel Tereddüt'te bir araya getirdiği yazılarının amacını, "1980 sonrası Türkiye'sinin ekonomik, politik, ideolojik ve kültürel çalkantıları bağlamında geçmiş ve şimdi arasındaki ilişkileri anlayabilmek, pasifize edilmiş, siyasetten soğutulmuş okurları yaşanan zamanın olumsuzluklarına bakmaya biraz olsun kışkırtmak" diye açıklayan Ahmet Oktay, "alçakgönüllü bir karşı çıkma çağrısı"nda bulunuyor. Karşı çıkılacak olanın niteliğini,Oktay'ın okurları onun önceki kitaplarından pekâlâ bilirler. Marksizm ile Frankfurt Okulu'nun eleştirel görüşleri, yazarın sorunlara yaklaşımını belirler.

Bugünü anlamak ve geleceğe yön vermek için Oktay, tarihe bakmanın zorunluluğunu ısrarla vurgular. Entelektüel Tereddüt'teki yazılarda Cumhuriyet'in isterlerini doğrudan veya dolaylı olarak topluma yansıtan, aktaran edebiyatçılara eserlerinden bakarak tereddüdün kaynağını göstermeye çalışır. Bütünüyle bakıldığında entelektüele ait tereddüdün rejimi bağladığı da söylenebilir. Tereddüdü "kabul ile reddin arası" olarak tanımlayan Oktay; Yahya Kemal'i, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı, Abdülhak Şinasi Hisar'ı, Yakup Kadri'yi, Halide Edip'i, Peyami Safa'yı, Nahid Sırrı'yı, Sabahattin Eyuboğlu'nu, Tarık Buğra'yı tereddüde düşüren nedenleri belirlerken anılan yazarların bir çıkış yolu bulmak için gösterdikleri çabaya da dikkat çeker. Bu yaklaşımın günümüz edebiyatçısına ve edebiyat anlayışına karşı bir eleştiri olduğu açıktır. Ayrıca geçmiş ile bugün karşılaştırıldığında yazarın değişen konumuna ilişkin önemli bir ipucu da gizlidir burada. O meşhur soru: Edebiyatçı aydın mıdır? Bugün için bu soru, başka bir tereddüdün göstergesi olarak alınamaz mı? Oktay'ın yazılarının gösterdiği bir başka sorun, günümüz edebiyatının ideolojiden uzak olduğu, daha ileride olması gerektiği iddiasının geçersizliği ve tutarsızlığıdır. "İdeoloji ancak söylem"in ayrıştırılmasıyla gerçekten anlaşılabilir" diyen yazar, edebiyata ideoloji karıştırılmaması gerektiği iddiasını, birikimsizlikle açıklar.Bu iddianın "tarihin sonu" veya "medeniyetler çatışması" gibi söylemleri üreten baskın ideolojinin yansıması olduğuna dikkat eder sanki.

Baskın ideolojiyi meşrulaştıran postmodernist söylemin karşısındadır Oktay. "Şimdi"ye karşı veya şimdinin yanına geçmişi çıkarması, postmodernizme itirazını belirginleştirir. "Anımsama, yaşa" sloganıyla işlerlik bulan, narsisizmi yayan, "köşeyi dönme"yi beceri olarak kabul ettiren, sanatı metalaştıran, nesne kaynaklı "kullan at" mantığıyla insanı da tüketen postmodernizmin"sonsuz şimdi"sine karşı bireyin tarihsel bir varlık olduğunu vurgular.Her ne kadar tereddüt içinde olsalar da Oktay'ın baktığı yazarların bir dünya görüşü vardır.Onları tereddüde düşüren de budur zaten. Duruşu önemseyen, öne çıkaran yazarın ihtiyatla söylediği şu cümledeki "belki" sözcüğü üzerinde, yazı yazan herkesin düşünmesi gerektiği kanısındayım; çünkü tereddüt bu "belki"dedir: "Bir dünya görüşüne sahip olmadan yazar bile olunamaz belki."

TOP

Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda