|
KAVALIER & CLAY
Oylum Yılmaz
Radikal Kitap
Hayatın İçine Kaçmak
Ne kadar tartışılırsa tartışılsın edebiyat ve kaçış ilişkisinde, terazinin dengesi değişmez gibi gelir bana. Bu beyhude çaba sonucunda ağırlık hiçbir zaman yer değiştirmez. Edebiyat kaçmaktır aslında, ben bundan eminim ve her insani kaçışın içinde edebiyatın en zarif en boyun eğmez yanı hep başroldedir. Buranın dışında olmak, gerçekten dışında olabilmek ancak ve ancak hayallerle ve bu hayalleri tetikleyen edebiyat aracılığıyla gerçekleşmez mi? Ve amaç zaten kaçmaksa bunda edebiyatın ne suçu olabilir ki? En kötüsü de insan nereye kadar kaçabilir ki, hangi yaprak dalından koptuğunda bu dünyanın dışına düşer?
Yeşil bir yaprak Josef Kavalier. Sararıp solmadan daha en başta ait olduğu yerden hayatın içine mecburi iniş yapanlardan. Ancak onu bir roman kahramanı yapan şey bu inişi bir sanat haline getirmesi. Öncelikle 'kaçış sanatı'nın inceliklerini öğrenmesi ve bunu mecazi anlamda değil gerçekten yapması.
1939 yılının acılara gebe günlerinden birinde, sihirbazlık öğretmeni Kornblum'un yöntemleriyle akıldışı bir biçimde Nazi zulmünün gölgesi altında kararmaya başlamış Prag'dan Amerika'ya, NewYork'a kaçmayı beceren Joe'nun teyzesinin yanına gelmesiyle başlar bu hikaye ya da kuzeni Sammy ile karşılaştıkları anda. Kendini, Avrupu'da olup bitenlerin uzak hikayeler olarak kulağa çalındığı, modern Amerikan yaşamının büyük bir keyifle ülkeye yayıldığı bir merkezde bulur Joe. Ve biraz da kuzeni Sammy'nin ayakları yere basmayan hayallerinin. Bunun bir adım, bir an ilerisinde ise yine geldiği gibi akıldışı bir biçimde ülkeye ve zamana damgasını vuracak yeni bir oluşum yeni bir kültür biçimi beklemektedir Joe Kavalier'i: Yıllar sonra kuzeniyle birlikte öncüsü kabul edileceği çizgi roman kültürü.
'Kurtaran' ve süper hayaller
New York'a geldiği ilk gün çizgi roman hayalleriyle yanıp tutuşan Sammy ile kurdukları hayal gerçekleşiverir. Her yayımcının yeni bir Süpermen aradıkları bu tarihte Sammy ve Joe'nun yarattıkları Kurtaran isimli süper kahraman umulmadık bir biçimde önce yayıncılar sonra da Amerikan halkı tarafından kabul görür. Ve bu iki Yahudi genci hızla Amerikan rüyasının içine dalarlar. Kendi isimlerini de böylelikle geride bırekırlar: Samuel Clayman ve Josef Kavalier artık Kavalier&Clay'dir. Dönemin yayıncıları tarafından ne kadar sömürülüp hakları yense de inanılmaz paralar kazanmaya başlarlar. Ama kazanılan para asla bu iki gencin başta kurdukları hayallerin önüne geçmez. Joe'nun iki amacı vardır Kurtaran'ı çizerken, birincisi Prag'ta kalan ailesini bu yolla kazandığı parayla Amerika'ya getirmek, ikincisi ise Kurtaran aracılığıyla Hitler'i ve Naziler'i her defasında yenmek. Sammy ise çocuk felcinden zayıf kalmış güçsüz bacakların Kurtaran sayesinde hayallerinde güçlendirirken aynı zamanda kendisinden beklenilenin aksine adam olmaya çalışmaktadır.
Başarırlar. Ancak bir noktaya kadar. O nokta, Joe'nun ailesini Prag'tan ve savaştan asla kurtaramayacağını, Sammy'nin ise gerçekte bir eşcinsel olduğunu anladığı an'da kendini bulur.
Buradan sonra yazarın bize anlattığı hikaye tamamen seyrini değiştirir. Joe büyük bir ümitsizlikle Amerika'yla birlikte Hitler'in canına okumak üzere savaşa katılır. Geride ise hem Sammy'yi hem aşık olduğu kadını, Rosa'yı hem de henüz doğmamış çocuğunu bırakır. Sammy ise eşcinsel hayatına doğru atılmış ilk başarısız adımını atmış aynı hızla da geri dönmüştür. Ve beklenmedik bir şey olur. Joe'nun geri gelmeyeceğini anlayan Sammy ve Rosa evlenirler. Böylelikle hem Joe'nun aşkı ve çocuğu hem de Sammy'nin gizlemeye çalıştığı eşcinselliği kutsal evlilik bağıyla koruma altına alınır. Ta ki Joe yıllar sonra geri gelene dek.
Tuzağa düşmeyen bir yazar
Kavalier&Clay'de kendisine Pulitzer ödülü kazandırmış büyük bir hikaye anlatıyor Michael Chabon bizlere. Ancak bu büyük hikayenin içinde ayrıntıların tavsayıp gitmesine izin vermiyor. Kahramanlarının yaşadığı, başlarına gelen pek çok olay onların karakterlerinin silinip gitmesine yol açmıyor. Yazar, bu tuzağa düşmüyor. Romanın esas cümlesinden hiç uzaklaşmadan hızla gelişen, başdöndürücü olayların içinde buluyoruz kendimizi. Fakat ilk bakışta olmasa da yavaş yavaş ortaya çıkan farklı bir üslubu var Chabon'un; hikayesine belli bir mesafede duruyor ve bu mesafeyi hiç mi hiç değiştirmiyor. Ancak bu duruş romanla okuyucu arasına zaman zaman soğuk sevimsiz bir gölge gibi giriyor. Belki de romana dışarıdan bakmaya çalışmanın bir sonucu bu. Ama bütün bunlar özellikle Joe ile okuyucunun yoğun bir özdeşim kurmasını da engellemiyor. Aslında ne kadar sıradan göstermeye çalışmışsa da yazarın Joe karakterini bir süper karakter olarak yarattığı düşüncesi romanın sonlarına doğru iyice belirginleşiyor. Ailesine delice düşkün, hayatta istediği tek kadını kendine aşık edebilen, günlerce küçücük bir tabutun içinde yaşamayı , Alaska'da hayatta kalmayı, Salvador Dali'nin hayatını kurtarmayı beceren, yaptığı iliüzyonlarla herkesi kendine hayran bırakan birisi Joe Kavalier. Ve biz roman ilerledikçe, onu seviyor, ona aşık oluyor ve en önemlisi de onu anlıyoruz.
Chabon'un gerçekte Süpermen'i yaratan iki yahudi gencinin hayatlarından etkilenerek yazdığı Kavalier&Clay'de yazarın o dönemde yaşayan gerçek karakterleri, o zamanda yaşanan olayları kullanmaktan çekinmemesi romana ayrı bir keyif katan unsurların başında geliyor. Savaş, amerika ve kaçıs sanatı üzerine kurulu Kavalier&Clay son derece sinematografik bir dille kaleme alınmış bir roman. 1939 yılının, sokakları gölgelerle dolu, şüpheler ve tedirginlikler içindeki Prag'ını, caddelerinde ellerinden çizgi roman düşürmeyen çocukları, içinden viski kokularıyla caz müziği fışkıran barları, karmaşası, kalabalığı ve anlaşılmaz ruhuyla 40'lı yılların New York'u ve tedirginlikler içindeki amerikan Yahudilerinin hayatları zihnimizde kare kare canlanıyor. Ve 1950'lerede, kostümlü süper kahramanların çağının sona ermek üzere olduğu zamanda, çizgi romana, çizgi roman kültürüne savaş açan Amerikan halkını da çok iyi anlıyoruz. Çizgi roman sektörünü yaratanlara önce tapan sonra da onlardan nefret eden Amerikan tarzını iyi biliyoruz. Chabon, en çok da bunu hiç mi hiç umursamayan Amerikalı ruhu gösteriyor bize: "Gazetelerde Senato'nun çizgi roman soruşturmasından söz edilen yazılarda, bunların genç zihinlerde yaptığı kötü etkiler üzerinde durulurken hep kaçıştan, kaçma ihtiyacını tatmin ettiklerinden söz ediliyordu. Sanki hayatta bundan daha gerekli ya da soylu bir hizmet olabilirmiş gibi."
Ceren Ünlü
Varlık, Ocak 2004
1940'lı yılların New York'unda sokakta yürüyen, hayret eden ve hayal eden bir genç günlük işlerinin en önemlilerinden birini yapmış sayılabilirdi kolayca. Dali'nin yeni sergi haberini veren afişin önünden geçip, yan sokaktaki sinemada oynayan 'Yurttaş Kane' için bilet sırasına girebilirdi. Pop Art'ın, Jazz'ın, karışan, parçalanan imgelerin oynak çağında, 'bir şeyi var etmek için hayal etmek gerekir' diyen süper kahramanların yanı başındaydınız ne de olsa. İyi ile kötünün o keskin ayrımında kötünün karşısına dikilen haşmetiyle adalete inanabileceğinizi fısıldayan kahramanların...
İkinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde, ailesinin çabalarıyla Prag'dan New York'a, teyzesinin evine gelmeyi başaran Joe Kavalier, kısa zamanda kuzeni Sammy Clay ile kuracağı dostlukla birlikte bambaşka bir hayatın kapılarını aralar. Prag'ta kalan ailesinin de bir gün gelip kurtulacağına, duyduğu inancı yaşatmanın yolunu, kuzeniyle birlikte atıldıkları çizgi roman işinde bulur. Yarattıkları kahraman Kurtaran, kaslı vücudu, renkli kıyafeti ve zincirlere bağlı insanları kurtarışını simgeleyen göğsündeki anahtar kabartmasıyla diğer tüm benzerleri gibi kötülerin karşısındaki yerini alır. Kurtaran'ın diğerlerinden farkı, yaratıcılarının öfkelerini ve özlemlerini tüm samimiyetiyle dile getiren politik bir kahraman olmasındadır. Çünkü Kurtaran, Hitler'e karşı savaşmaktadır. Patlayan bombalar, düşen uçaklar ve incecik dergi sayfalarında büyük toz bulutlarıyla dillenen şiddet, masum Yahudileri Hitler'in elinden kurtarma planının bir parçasıdır.
İki kuzenin çizgilerle iç içe geçen hayat serüvenlerini anlatır roman. Dolandırıcı patronlardan, sevgi dolu teyzelerden, büyük aşklardan, Yahudilikten, Prag'tan, kaçış sanatlarından, paradan, sürrealizmden, eşcinsellikten, bitmek bilmeyen savaştan ve bunların ardında Amerikan çizgi roman geleneğinden dem vurur.
Bir grup insanın gençlikten yetişkinliğe uzanan öyküsü eşzamanlıdır çizgi romancılığın aldığı yol. Taytlı kahramanla önemini yitirmeye başladıkları yıllar, savaş yıllarının da sonu denk düşer. Adaletin yokluğunu bir kez daha kanıtlayan sav 'Adalete inanın' diyen kahramanların maskesini düşürecek. İyi ve kötü olanın kolayca tanımlanamadığı bir ortamda ??? kurtarıcıların haleleri de yok olmaya başlar. Fakat bir ???? olup olmadığı ve içerdiği şiddetin küçük okurların üzerinde zararlı etkisi tartışılmaya başlanan bir türe bambaşka bir bakış açısı eklenir romanda.
Prag'ta yaşadığı yıllarda dönemin ünlü sihirbazından kâğıt sanatlarını öğrenen Joe, yeni keşfettiği çizgi roman işinde ??? farlı bir kaçış şekli, sihre benzer bir yan bulacaktır. Ailesinden haber alamamanın yarattığı acı, Almanları öldürme hırsıyla savaşa katılmasına neden olsa da intikam almanın boşunalığı??? çok geçmeden anlar. Kalemi yeniden eline aldığında fark eder ki savaşa anlam veremeyen biri için kaçmak tek başına gerçek bir meydan okumadır salında. Çizgilerin asıl gücü gündelik yaşam içindeki uçuculuklarında, tuvalette, otobüste ya da herhangi bir yerde bir saatliğine de olsa acılarını unutturan, kapıp götüren, hayal kurduran etkisindedir zaten.
Sam ise yalnız ve mücadelesini savaştan çok kendine yönelten bir karakter görünümdedir. Onun yalnızlığını en çok yarattığı çizgi kahramanların yanına iliştiriverdiği küçük arkadaşlar ele verir: Güçlü adamların ayakları dibinde biten zayıf vefalı dostlar... Sam'ın kendi cinsel kimliğiyle yüzleşme hikâyesi, üretkenlikte sınır tanımadığı işine, aşklarına ve kurmaya çalıştığı yaşamına eşlik eder hep.
Michael Chabon'a 2001 Pulitzer Ödülü'nü kazandıran üçüncü romanı Kavalier & Clay, yazarın dilimizde yayımlanan ilk eseri. Savaşın olduğu coğrafyalardan kilometrelerce uzak da olsa, o dönemde büyüyen bir kuşağın açmazlarını ve arayışlarını ayrıntılar üzerinde duran güçlü bir dille anlatıyor. Kitap taşıdığı klişelerin ağırlığında unutulup giden çizgi romanların sırrını arıyor sürpriz isimlerle renklenen bir New York manzarasında. Sonunda ne mi oluyor? İşler ne kadar karışırsa karışsın bitmeyen dostlukların o hep bildiğimiz ama nedense bir dolu macera sonunda şaşırarak geldiğimiz sonu bizi bekliyor.
|