|
NADIA'YA SÖZÜM VAR
Pazartesi Dergisi
"Nadia Bir Gün Evine Dönecek"
On beş yaşındaki Zana, kendisinden bir yaş küçük kız kardeşi Nadia ile birlikte, babası tarafından Yemen'e gönderilir. Tatile çıktıklarını sanıp sevinmektedirler. Oysa babası onları Yemenli iki adama satmıştır. Anneleri, Zana'yı kurtarır, ama Nadia Yemen'de kalır. Kız kardeşine, onu kurtaracağına dair söz veren Zana'nın mücadelesini anlatan kitap, temmuz ayında Everest Yayınları'ndan çıktı. Aşağıda kitabın çevirmeni olan Serdar Uçar'ın Zana Muhsen ile yaptığı söyleşiyi okuyacaksınız.
Hangi ülkeden olurlarsa olsunlar, okurlarınız sizi içlerinden biri gibi görüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Galiba, okuyucu sizi kendisiyle özdeşleştiriyor. Sizce, insanların gözünde, sizinkine benzer bir trajediye uğramaları durumunda kendilerinde bulmayı dileyecekleri güçlü bir kişiliği ve cesareti mi simgeliyorsunuz?
Her ülkede, ailelerindeki erkeklerden hâlâ katıksız köle muamelesi gören kadınların bulunması nedeniyle hikâyenin evrensel olduğuna inanıyorum. Sanırım kitabımı okuyan her kadın, "Böyle bir şey benim başıma gelmiş olsa ne yapardım?" diye düşünüyordur. Böyle bir durumda herkes hayatta kalabileceğine ve kölelikten kurtulabileceğine inanmak ister.
Temel insan haklarını ona geri kazandırma yolunda hemen hiçbir şey yapmayarak, Nadia'nın durumunun bir çıkmaza erişmesine neden oldukları için, Britanya hükümetine karşı haklı bir tiksinti duyuyorsunuz. Bunun bir ten rengi meselesi, yani ırkçılık olduğuna inandığınıza göre, bu kokuşmuş dünyada kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?
Bence, Britanya gibi en uygar ülkelerde bile her zaman ırkçılık olacaktır, ancak bunu kabullenmeyi reddetmeli ve ten renkleri ne olursa olsun her vatandaş için eşit haklar uğrunda savaş vermeyi sürdürmeliyiz. Ben Britanya'ya ait olduğumu düşünüyorum ve çocuklarım için koşulların iyileştirilebileceğine inanmaya devam edeceğim.
1988'de Yemen'den kurtuluşunuzun ruhsal yönden sizin için bir özgürleşme anlamına gelmediği, mücadelelerinizden açıkça görülüyor. Geçmişte yaşadıklarınızı ve geride kimleri bıraktığınızı aklınızın bir köşesine itmediniz. Her şeyi tam bir bilinçlik düzeyinde yaşamak zor olmuyor mu?
Evet, Nadia'nın hâlâ tutsak olduğunu bildiğim sürece hayattan tümüyle tat almam zor. Fakat bir süreliğine, bilhassa çocuklarımla birlikteyken, sorunları unutup mutlu olabiliyorum. Ne var ki, onu hatırladığım zamanlar Nadia'yı birkaç saatliğine de olsa aklımdan çıkardığım için suçluluk duygusuna kapılıyorum.
Mücadelenizin yalnızca Nadia'ya verdiğiniz sözü yerine getirmekle ilgili olmadığını, aynı zamanda insanlığın bir türlü bitmek bilmeyen bazı yanlışlarını düzeltme yolunda evrensel bir amaca da hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz?
Evet, sanırım benim mücadelemin, kendi arzusu dışında alıkonulup seçimleri olmayan bir hayatı sürmeye zorlanan her kadın ve erkek için olduğu doğru.
Siz ve sizin gibi yazarlar, vatandaşlarının boyunduruk altına alınmaktan, ayrımcılıktan ve sömürüden kurtulmaları için büyük kültürel değişikliklerin gereksinim duyulduğu Ortadoğu ülkelerine ne ölçüde ulaşabiliyorlar sizce?
Ben tek tek kitapların çok az etkisinin olduğunu düşünüyorum, ama herhalde yeterince insan orada olup bitenler hakkında bir şeyler konuşup yazarsa, bu durum eninde sonunda değişecektir. Hepimiz elimizden geleni yapmalıyız ve eğer ben tek bir kişinin bile olayların gidişatı konusunda farklı biçimde düşünmesini sağlayabilmişsem, bu kitabı yazmaya değmiştir.
Sizin ve kız kardeşinizin Birmingham'daki evinizde bir sabah uyanıp sessizce kahvaltınızı ettikten sonra, çocukluğunuzun sokaklarında tek başınıza uzun bir yürüyüşe çıkabileceğinize ve geçmişin duygusal krizlerini düşünmeksizin, yalnızca mağlup edilmiş kaderin yüzüne gülebileceğinize inancınız var mı?
Nadia'nın bir gün evine dönebileceğine inanmak zorundayım. Bazı günler diğerlerine nazaran kendimi daha iyimser hissediyorum, fakat eminim sağlığım elverdiği sürece bu gerçekleşecektir. O gün geldiğinde her şeyin aynen sorunuzda betimlediğiniz gibi olacağına eminim.
.....
Yeni Binyıl
"Sözümü tutacağım"
Zana Muhsen'in Everest Yayınları'ndan çıkan 'Nadia'ya Sözüm Var' adlı kitabı 15 gün içinde ikinci baskısını yaptı. Serdar Uçar tarafından Türkçe'ye kazandırılan kitabın böylesine büyük ilgi görmesinin en önemli nedeni ise kuşkusuz gerçek bir yaşamöyküsünü gözler önüne sürmesi.
İngiltere'de Birmingham'da yaşayan, Yemenli bir ailenin kızı olan yazar Zana Muhsen, henüz 15'indeyken kız kardeşi Nadia'yla birlikte çocuk-gelin olarak Yemen'e satılmış ve küçük yaşta esirliği yaşamış bir genç kadın bugün... Korkunç olaydan sekiz yıl sonra, uluslararası kamuoyunun yardımıyla çocuğu Marcus'u geride bırakmak koşuluyla sürgünden kurtulan Zana Muhsen, o gün bugündür tüm yaşamını ve enerjisini kız kardeşi Nadia'yı kurtarma mücadelesine adamış durumda. Önüne çıkan tüm engellere ve geçen yıllara rağmen pes etmeyen Zana Muhsen, 'Nadia'ya Sözüm Var' adlı kitabında da bu çetin mücadeleyi anlatıyor işte:
Babasının onu tatile gönderdiğini sanan ve çocuksu bir sevinç içinde olan Nadia, gerçekte kız kardeşi Zana'yla birlikte Yemen'e satılmıştır. Henüz 14 yaşındadır. Birdenbire kendisinden yaşça küçük olan biriyle evlendirilerek, annelikle, her türlü ağır ev işiyle ve dilini dahi bilmediği insanlara hizmet etme zorunluluğuyla yüz yüze kalır... Aradan 20 yıl geçmiştir ve Nadia bugün 34 yaşındadır. Çocuklarının sayısı altıyı bulmuştur. Gönlünden geçenleri gerçekleştirmek istese de, çocuklarının elinden alınması tehdidiyle karşılaştığı için ne doğup büyüdüğü şehrine dönebilmekte, ne de her insan gibi annesi ve kardeşleriyle bir arada yaşayabilmektedir. Üstelik dilediği tek şey, sadece basit bir hayat sürebilmek ve geniş bir ailenin parçası olma duygusunu tatmaktır Nadia'nın...
Zana Muhsen, bütün kapılar yüzüne kapandıktan ve çaresizlik içinde dolandırıcı ve yalancılarla baş etmek zorunda kaldıktan sonra bile, en azından bütün öfkesiyle haykırmaktan vazgeçmeyecektir. Muhsen'in 'Nadia'ya Sözüm Var' adını verdiği bu kitap da, kendisi de sekiz yıl esir gibi yaşamış ve kurtuluşunun diyetini çocuğunu geride bırakarak ödemiş bir kadının, daha da ötesinde bir insanın, kız kardeşine verdiği sözü yerine getirmek için mücadele etmekten ve bu uğurda her türlü yola başvurmaktan kaçınmamasının, içindeki öfkeyi eline geçirdiği her fırsatta haykırmasının öyküsüdür. Zana Muhsen, "On yıl sonra bugün bile rüyalarımda Nadia için tekrar Yemen'e gittiğimi ve bir kez daha kapana kıstırılmış olduğumu görüp, terden sırılsıklam ve korkudan titreyerek uyanıyorum gecenin bir yarısı. Her şey hâlâ öylesine gerçek gözüküyor ki..." sözleriyle başladığı kitapta, tüyler ürperten gerçeklerle yüzleştiriyor okuru.
Halen çocuklarıyla birlikte Birmingham'da yaşamakta olan Zana Muhsen'in bu mücadelesine katkıda bulunmak amacıyla kaleme aldığı, Türkçe'ye de 'Annemi Bir Kez Daha Görebilsem' olarak çevrilen 'Sold' isimli bir kitabı daha var.
.....
Serhat Şeftali
Zaman
"Zorla Evlendirilen İki Genç Kızın Öyküsü"
Zana 15, Nadia 14 yaşında İngiltere'nin Birmingham kentinde yaşayan Yemenli bir ailenin kızlarıydılar. Tina, Aşiye ve erkek kardeşleri Mo ile mutlu bir hayat yaşarlarken 1980 yılında babaları onların Yemen'de kendi kültürleri içinde büyümeleri gerektiğini düşünüyordu. Babaları bir gün "Yemen'e tatile gitmeye ne dersiniz?" teklifiyle planlarını gerçekleştirmeyi düşünmüştü. Zana ve Nadia bütün olanları Yemen'e vardıklarında anlamışlardı. Zana, babasının Abdülheda adlı arkadaşının 13 yaşındaki oğlunun karısı olması için satılmıştı. Nadia'nın kocası da 13 yaşındaydı ve adı Muhammed'di.
İngiltere'de lise hayatlarından birden Yemen'in bir köyüne getirilmişlerdi. Her gün su taşımak, yemek pişirmek, temizlik yapmak ve bir yerde çocuk olan kocasına bakmak zorundaydılar. Köyün erkekleri silahlı dolaşıyor ve köyde iletişim adına hiçbir şey bulunmuyordu. Kızlarının neden tatilden dönmediğini soran anne kocasından onlara ne olduğunu bile öğrenememişti. Çünkü baba 14 yıl önce Nadia'nın doğduğu günlerde Leyla ve Ahmed adlı iki çocuğunu da Aden'deki ailesini ziyaret etmek bahanesiyle götürmüş, İngiltere'deki evlerini satarak yeni doğmuş bebekle karısını bir kiralık odaya bırakmıştı. Nitekim baba döndüğünde anne için iki çocuğu artık yoktu. Baba onları Batı'nın göz boyayıcı tuzaklarına düşmemeleri ve iyi bir Müslüman olmaları için götürmüştü. Ama parçalanan aile annenin itildiği evlat hasreti, çocuk yaştaki kızların evliliğe zorlanması bir aile dramını doğuracaktı.
Zana'nın, 8 yıl süren kötü bir hayatın ardından oğlu Marcus'u geride bırakarak Yemen'den ayrılmasına izin verilmişti. Yemen'in Taiz şehrindeki Nadia'yla görüşme mücadelesi veren Zana yaşadıklarını Sold adıyla kitaplaştırmış ve Avrupa'da büyük ilgi görmüştü. Nadia'nın kurtuluşu için bir web sitesi bile yapılmıştı. Observer, onların hikâyelerini 1987'de kaleme almıştı. Ama Nadia'nın gelişi için hiçbir kapı aralanamamıştı. Fransa'da Sacree Soriree adlı bir sohbet programının ardından on kişilik özel bir uçakla Yemen'e uçmuşlardı; ama kısa bir görüşmeden öteye gitmedi bu yolculuk. Bu sırada Nadia hamiledir ve doktorlar onu bir daha hamile kalmaması konusunda da uyarmışlardır. Onun sağlığından endişe eden annesi doğumunda yanında olmak istemektedir. Bunun için uzun süre Yemen'de görüşme mücadelesi yapar.
Zana Muhsen babasını anlatırken ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: "Babam çocukken kendisi de aynı kaderi yaşamış. İngiltere'ye gelip annemle tanıştığında aslında Aden'deki anlaşmalı evliliğinden kaçıyormuş."
Bu arada Zana'nın İngiliz devletinden yardım arayışları hüsranla bitiyordu. Dışişleri'nden terslendiğinde "ten renkleri"nin kastedildiğini hissetmişti. Bakın Zana yaşadığı öfkeyi nasıl anlatıyor:
"Nadia gerdeğe girmeye zorlandığında İngiliz yasalarına göre reşit değildi. Soyadımız Smith olsaydı, sarışın ve mavi gözlü olsaydık, birkaç ay, hatta birkaç hafta içinde o dağlardan kurtulmuş olurduk. Başka olaylar da bunu doğruluyordu zaten. İki İngiliz kız Bangkok'ta uyuşturucudan mahkum olduklarında John Major onların İngiltere'ye dönmelerini talep etmişti. Yine iki İngiliz hemşirenin Suudi Arabistan'da cinayetten mahkum olmalarına rağmen İngiltere'ye getirilmeleri sağlanmıştı."
Artık normal yollardan Nadia'ya kavuşamayacaklarını anlayan Zana ve annesi bir başka tuzağın pençesine düşerler. ABD'den onları bir operasyonla kurtarabileceklerini söyleyen bir ekip girmiştir araya. Aylar sonra hırsızlara kaptırdıkları 180 bin paundla birlikte büyük hüsrana uğrarlar.
Bu arada Zana ve Nadia'nın yaşadıkları bir belgesel haline getirilir, radyo oyunu olur. Ümitleri bitmez ve İngiltere hükümeti nezdinde girişimlerini sürdürürler. Nadia için yürüyüşler yaparlar. Annesi ve babası kendilerinin Yemen'e satılmalarının ardından ayrılmışlardır. Baba İngiltere'ye tedavi edilmesi için getirilen kendinden genç bir bayanla para karşılığında evlenmiştir. Annesinin ise Yemen'de tanıştığı Suriyeli bir eşi vardır. Kız kardeşleri Tina ve Aşiye de İngiltere'de yaşamaktadır. Nadia'nın 1989'da Yemen'de zorla evlendirilmesinin ardından 6 çocuğu olmuştur. Ve Nadia birçok seferinde çocuklarını bırakıp ülkeden tek başına ayrılmaya gönlü razı olmamıştır. Nadia şimdi 34 yaşındadır. Zana'nın çektiği kardeş hasreti, gözü yaşlı annenin yaşadığı evlat acıları yıllarca içlerine işledi durdu.
TOP
|