Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda


Ayna Korkusu

Dert Yorumcusu

Nadia'ya Sözüm Var

Shakespeare'in Kadını

Ufkun Öte Yanı

Sıraselviler'de Bir Otel Odası

Duygu Sapması

Einstein Ve Tam Güneş Tutulması

Foucault Ve Kaçıklık Kuramı

Baudrillard Ve Milenyum

Derrida Ve Tarihin Sonu

Nietzsche Ve Postmodernizim

Şuşa'ya Sis Çöktü

Yaşar Kemal : Bir Geçiş Dönemi Romancısı

Petros Amca Ve Goldbach Sanısı

20. Yüzyılın Yalnızı: Fernando Pessoa

Yüz : 1981

Salaheddin'in Kitabı

Taşkadın

Küçük Sırlar

Casanova'nın Aşk Mönüsü

Sök Al Bu Kalbi

İnci Gibi Dişler

Afrika Rüyası

Dünya İşleri

Muhteşem Senyora

Kaderimin Efendisi

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Ankara-İstanbul Karatreni

Sex And The City

Yevgeniy Onegin

Pilatus'a Göre İncil

Hegemonyadan İmparatorluğa

Unutulan Prenses

Kavalier & Clay

Yurdum Benim Şahdamarım

Entelektüel Tereddüt

Yeter Tenimi Acıtmayın

Çözücü

Beden Sanatçısı

Fatma'yı Ararken

Bitmeyen Vals

Namı Diğer Che


SEX & THE CITY

Radikal, Eylül 2001

Kadınlar geyiğin Allah'ını Yapar

'Toksik bekârlar', 'kadınları enayi yerine koyan erkekler' ve 'mankenlerle yatan herifler'e dahir her şey, bu kitapta!

New York - ABD'de milyonları ekran başına kilitleyen ve Türkiye'de şifreli CINE 5'te yayımlanmasına rağmen hatırı sayılır bir izleyici kitlesi edinen 'Sex and the City' şimdi de 'selülozik ortamda', yani basılı haliyle huzurlarınızda.

The New York Observer gazetesinde köşe yazıları yazan ve Vogue dergisinde editörlük yapan Candace Bushnell'in kitabı, Everest Yayınları'ndan çıktı. İyi giyenen, kötü içen, beter alışkanlıkları ve zehir gibi kafaları olan Manhattan 'kaltak'larının hayatını, Everest, kitabın adını Türkçeye çevirmeye gerek duymadan Türkçeye kazandırdı.

Şimdi o, buz tutmuş kaldırımlarda dengesini kaybedip sendelemeye alışkın ayaklarıyla, dallarından pul pul kar dökülen caddelerinde kışı kovalayabilir miyim diye etrafına tekmeler savuran bir gecekondu, veledi, adını hak eden bir güz mevsiminde, yıllar darbeye ve dipsiz karanlıklara dönerken yere düşmüş çam yapraklarını kaldırıp kaldırıp savuran kıyıcı bir Ankara rüzgârı, cümle şehir üzerindeki kalın paltoları, parkaları, kazakları naftalinleyerek gardıroplara kaldırıp onların yerine temiz gömlekleri ve askılılarını geçirirken "insanın kalbine kalbine vuran" deli bir ilkbahar yağmuru, sıcaklıkların bastırmasından ziyade öğrencileri memleketlerine döndüğü için çoraklaşan sokaklarında sıkıntısını Sakarya'nın biralarıyla soğutmaya çalışan bir yaz sarhoşu...

Ne de olsa dünyanın dört bir yanında izlenen dizisi, pek çok gazetede kadın yazarlarca alenen taklit edilen üslubuyla 'Sex and the City' kesinlikle bir marka. Daha doğrusu marka içinde marka. Çünkü doğal ortamları içkiyle yıkanan esrarla paklanan partileri olan Manhattanlıların anlatıldığı kitapta, insanlar birbirlerine öyle pat diye değil, ancak 'midilli derisi botlarla' yaklaşıyor, 'Yevs Saint Laurent ceket'lerine sarılarak ısınıyor, bir partide 'Donna Karan bustiyer'lerinin içinde sakin sakin oturuyorlar.

Şimdi o, akşamları güneşin çaktırmadan battığı, saat sekizde sokaklarıyla caddelerinden bütün el ayağın çekildiği, gecekondularından ana caddeleri birbirini kollayarak ikili üçlü gezen devriye arabalarının, girintili çıkıntılı ara sokakları ise iyi kötü tabancaları ve nadir makinelileriyle daha iyi bir hayat isteyenlerin teslim aldığı, merkezinin ise bütün sokakları her an bir iç savaş çıkma ihtimaline göre planlanmış bir şehir olarak Ankara'da, 'Görülmüştür' damgalı zarflarla bir fakültenin mektupluğuna boynu bükük bir çaresizlik düşüp umut çekiştiren bir müebbet mahkûm, sokağa çıkma yasağının başladığı tekinsiz gece yarılarında asfaltı ezen paletleriyle içindeki idam hükümlüsünü o malum yokuştan çıkaran bir öfke yumağı.

Ve 'Sex and the City'yi okumak için en az iki geçerli nedeniniz var:

Birincisi, kadınlar ve erkekler üzerine üretilebilecek geyiğin hakikaten Allah'ını okumak için. Üstelik başkahramanı Carrie gibi 'sıkı' biri olduğu söylenen Bushnell'in, yani deneyimli gazetecinin gözlemleriyle keskinleşmiş geyikleri...

(Candace Bushnell kitabı, tıpkı kadınların kendi aralarında çene yarıştırırken yaptıkları gibi, küçük küçük ama çok ayrıntılı bölümler halinde ve sanki telefonda birilerine anlatıyormuş gibi yazmış.)

Bölüm başlıkları şöyle 'Hepimiz bir seri âşığı sevdik', 'Mankenlerle yatan heriflerle tanışın', 'Neyin iki tekerleği vardır, tayt giyer ve beni enayi yerine koyar? Bisikletli bir erkek', 'Minik faresini seviyor ama onu annesinin evine götürmüyor', 'Manhattan'da bir erkekle nasıl evlenilir: Benim yöntemim', 'Parti kızının seks ve ıstırap öyküsü: Adam zengin, çok ilgili ve... çirkinmiş.'

Gerçi kitapta olaylar Manhattan'da geçiyor ama dünyanın dört bir yanında klonlanan bu konularla ilgili duyulan herkesin, şöyle bir karıştırması gereken bir kitap 'Sex and the City'. Bu konuları hiç iplemese de 11 Eylül'de kalbinde iki uçak patlayan Manhattan'ın sokaklarını, barlarını, insanlarını, alışkanlıklarını tamamen sosyolojik ihtiyaçlarla merak edenlerin de yine aynı kitabı şöyle bir karıştırmasında fayda var.

Son olarak pek çok moda ve kadın dergisine yazan Bushnell'e dair bir-iki söz etmek gerekirse. Bushnell, 1960 doğumlu. 'Seks, Hayatlar ve Video Klipler' adlı bir talk-show sunmuş ve 'Dört Sarışın' adlı kitabı yine Everest'ten çıkacak.

.....
TOP

Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda