 |
|
Sen Kimsin?
|
|
|
|
Çiğdem Anad
|
USTA GAZETECİDEN USTA İŞİ ÇOK SATACAK BİR GÜNÜMÜZ ROMANI!.. HER ŞEYE SAHİP OLUPTA, TATMİN OLMAYAN, ARAYIŞLAR PEŞİNDE SAVRULAN İNSANLARIN ROMANI!
İstedikleri hayatı yaşayamadıklarını düşünen kişilerin bir gün, ben kimim, bu hayatı mı sürdüreceğim, sorusuyla başlayan kimliklerini arama hikâyesini okuyacaksınız bu romanda. “Ben Kimim?” sorusunu kendinize sormaya hazır mısınız? Yeni bir kimlik inşa edilirken girilen savaşta puslu yollar, aşksız sevişmeler, kötücül oyunlar ve sonunda dağılıp parçalanma pahasına kendini bulan insanları bulacaksınız bu kitapta. Yerleşik toplum değerlerine gecikmiş bir karşı koyma mücadelesi; ama mesnetsiz, fenersiz, ideolojisiz bir isyanla.
"... Aynı zamanda ondan uzakta, hiç görmediği, hakkında bir şey duymadığı Yıldırım da kendine ait hissetmediği bir hayatı sürdürmekten yorulmuş, bunalmıştı. Yıldırım da evliydi, Alev de. Aynı çevrelerde dolaşmalarına rağmen rastlaşmamışlardı. Bir gün yolları kesişecek miydi, yoksa paralel sokaklarda bir ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
 |
|
Nimetşinas / Toraman
|
|
(Orijinal Basım)
|
|
Hüseyin Rahmi Gürpınar
|
Nimetşinas ve Toraman, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "aile" kavramını merkeze aldığı iki kısa roman. Şıpsevdi ve Mürebbiye gibi daha ön planda olan eserlerinde de döneminin ahlaki değerlerini kıyasıya eleştiren yazar, bu iki romanda az sayıdaki roman kahramanıyla, basit görünen ama insanlık tarihi boyunca tam bir izahı yapılamamış meselelerin üzerine gidiyor.
Nimetşinas'la, evlatlık olarak girdiği konakta, evin efendisinin tacizlerine maruz kalan Neriman'ın hikâyesi anlatılıyor. Neriman için Nihat Bey'in aşkı kabul edilemezdir. Çünkü kendisine evini açan iyi kalpli Talat Hanım'a bunu yapmak, nimetşinaslık (iyilikbilirlik) değil nankörlük olur. Nihat'ın aşkına karşılık vermeyi söz konusu bile etmeyen Neriman, bu noktada, cisimleşmiş bir "iffet" olarak karşımıza çıkar. Toraman'da, ise genel olarak aile içindeki yasak aşk söz konusu edilse de asıl tartışma konusu, erkeğin birden fazla kadınla evlenme ehliyeti ile aralarında bariz yaş farkı olan çiftlerin evliliklerinin beraberinde g ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
 |
|
Yaşadığım İstanbul
|
|
|
|
Selim İleri
|
"Neyse ki, 'kendini koruyan' İstanbul var. İstanbul maceramda ona sığınmak iç açıcı. Kendini koruyan İstanbul bazan edebiyatta, resimde, eski bir fotoğrafta karşınıza çıkar. Bazan daracık sokakta zamana direnebilmiş bir çeşme, bazan önünden geçip gittiğiniz mezarlık, küçük semt camii, taa Bizans'tan kalma ören, duvardan fışkırmış mor salkım bulutları, kır kahvesi, bazan sadece baharlı akide şekeri ya da ansızın karşıma çıkan, kıpkırmızı ve karanfil kokulu lohusa şekeri, kim bilir daha neler, bir türlü sona erdiremediğimiz Öz İstanbul'u söylüyor."
Yıllardan beri bir gönül borcu gibi İstanbul'un izini süren Selim İleri, bu yeni kitabında eşsiz şehrin binlerce yıllık yaşamını, tarihî mirasını, mimarî dokusundan mutfağına kültürel birikimini, yazarlarından, şairlerinden ressamlarına, tiyatro ve sinema sanatçılarına sayısız ayrıntıyla irdeliyor. ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
 |
|
Kayda Geçsin
|
|
|
|
Ece Temelkuran
|
Ece Temelkuran "inatla" kayda geçsin diye tarihe not düşüyor!..
"Umut pek güven duyduğum bir sözcük değil, ben inadı tercih ederim. Umudum yok olsa bile inadım var. İnsanın, yine de, her şeye rağmen iyi olabileceğine, bu ülkenin içinde, dövüldükçe içinin çok derinine kaçmış bir iyilik tohumu olduğuna dair bir inatçı imanım var.
Benim de, benim gibilerin de bu ülkeye dahil olduğunu söylemek, sonra yeniden söylemek için sağlam tutmaya çalıştığım bir inadım var. Biz varız. Yani biz de varız..."
Ece Temelkuran, kayıtları çok titiz tutulması gereken zamanlardan bildiriyor bu kitapta. Son iki yıllık tarihine o titizlikle bakıyor. Artık yazamaz hale getirilmenin, kaçınılmaz bir keskinleşmenin tarihine yani.
"Kayda Geçsin" çünkü bu zamanlar, o zamanlar... ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
 |
|
Bedelli Gazetecilik
|
|
|
|
Umur Talu
|
"Şu dünyanın hâkim ve güçlü eğilimleri... Genelgeçer düşünceleri arasında kaybolmadan... Maddi, manevi, örgütlü yahut cemaatvari herhangi bir otoriteyi kerteriz almadan... Habire, ürkütülmeyecek kurbağa hesabı yapmadan... Dilini gündelik hesapların lisanı kılmadan... Sesi az çıkabilen, bastırılan, haksızlığa uğrayan, mağdur ve mazlum edilenlerin dünyasının farkında olma çabasıdır. Bu dünyanın, bütün keyiflere, tüm zenginliklere, alabildiğine rengârenkliğine rağmen, böyle bir yer de olduğunu unutmama, hatırlatma çabasıdır. O yüzden, kimileri açısından huysuz, sevimsiz, neşesiz düşünceler, cümleler, yazılar birbirini kovalar. Tsunami uyarısı meselesinden Kızıltepe’de öldürülen Uğur’a... Dışişleri Bakanı İsrail’deyken 8 Filistinli’nin tank atışıyla öldürülmesine ve bunun medyada neredeyse görülmemesine... İnançları yüzünden dışlanandan hâkim inançlara inançsızlığının bedelini ödeyenlere... “Terör kurbanı”ndan “terörle mücadele kurbanı”na... Dünyanın ve ülkenin lanetlisi sayılanlara kadar, ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
 |
|
Bozkır Gelini
|
|
|
|
Bekir Yıldız
|
"Yeşil-kırmızı ışıklı bir yol kesiminde durdu araba. Atiye'nin düşündükleri de durdu sanki... Kafesli demir pencereden içeriye girdi köy. Çevresine bakındı. İki jandarmanın arasındaydı hâlâ. Elleri kelepçeliydi. Gelin gittiği o ilk gece, o ilk gecenin üzerinden geçen geceler neredeydi şimdi?"
Bekir Yıldız, bu kitabında Anadolu insanının çıkmazlarını anlatırken, şehirlilerin yaşadığı fakirlik, işsizlik ve darbe döneminin o kasvetli günlerini de ustalıkla okuyucuya yansıtıyor. Kitaba adını veren "Bozkır Gelini" adlı öyküde ise, başlık parası karşılığında satılan dokuz yaşındaki Atiye'nin hikâyesi anlatılıyor. Atiye, başına geleceklerden habersiz bir "çocuk gelin" olarak felçli bir yaşlıya bakmak ve onun oğluna kadınlık yapmak üzere yeni evine gelin gidiyor. Bekir Yıldız, Anadolu'daki bu acı gerçeği her zamanki ustalığıyla bir kez daha gözler önüne seriyor. ...Devamı
|
|
|
|
| |
|
|
 |
| |
|