Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda


Ayna Korkusu

Dert Yorumcusu

Nadia'ya Sözüm Var

Shakespeare'in Kadını

Ufkun Öte Yanı

Sıraselviler'de Bir Otel Odası

Duygu Sapması

Einstein Ve Tam Güneş Tutulması

Foucault Ve Kaçıklık Kuramı

Baudrillard Ve Milenyum

Derrida Ve Tarihin Sonu

Nietzsche Ve Postmodernizim

Şuşa'ya Sis Çöktü

Yaşar Kemal : Bir Geçiş Dönemi Romancısı

Petros Amca Ve Goldbach Sanısı

20. Yüzyılın Yalnızı: Fernando Pessoa

Yüz : 1981

Salaheddin'in Kitabı

Taşkadın

Küçük Sırlar

Casanova'nın Aşk Mönüsü

Sök Al Bu Kalbi

İnci Gibi Dişler

Afrika Rüyası

Dünya İşleri

Muhteşem Senyora

Kaderimin Efendisi

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Ankara-İstanbul Karatreni

Sex And The City

Yevgeniy Onegin

Pilatus'a Göre İncil

Hegemonyadan İmparatorluğa

Unutulan Prenses

Kavalier & Clay

Yurdum Benim Şahdamarım

Entelektüel Tereddüt

Yeter Tenimi Acıtmayın

Çözücü

Beden Sanatçısı

Fatma'yı Ararken

Bitmeyen Vals

Namı Diğer Che


DERT YORUMCUSU

Caleb Clain
(Çeviren : Neşfa Dereli)
Varlık Kitap Eki

Evliliğe başlamak kolaydır. Evleneceğiniz kişiyi aslında arkadaşlar, akrabalar veya tutku biçimine bürünmüş olan kader seçer. Ama nikâhtan sonra bu halde ne kadar kalabilirsiniz ki? Çünkü işin en zor yanı, evliliği devam ettirebilmektir. Benzer biçimde, kitaplara başlamak da kolaydır ve bu devam ettirebilme sorununu onlar karşısında da yaşarsınız. Yine de hiçbir evlilik, yazar ile okur arasında, kitapçıdaki anlık bir tutulmayla veya üçüncü kişinin önerisiyle oluşan ilişki kadar keyfi ve tesadüfi değildir. Belki de bu benzerlikten dolayı, Squire B'nin Pamela'yı kaçırmasından beri kötü evlilikler kurgu metinlerin en verimli konusu olmuştur.

Jhumpa Lahiri, Samuel Richardson'nın son varisi. Lahiri'nin kısa hikâyelerden oluşan "çıkış" kitabı Dert Yorumcusu, başkaları tarafından ayarlanmış, düşünülmeden yapılmış, ihanete uğramış, yıkılmış, tüketilmiş evlilikleri gözler önüne seriyor. Yine de Lahiri'nin işlediği konu, tam olarak aşkın yitişi değil, kurnaz bir eşin (tıpkı kurnaz bir yazarın olduğu gibi) bu yitirilişten bir şeyler çıkarması; yıllardır birlikte yaşadığınız insanı aslında ne kadar az tanıdığınızı fark ettiğinizde bu ilişkiyi tekrar canlandırabilme çabası. Lahiri'nin sıcak öykülerinde, hayal kırıklığının acısı, birden daha fazla şeyler öğrenme tutkusuna dönüşüyor.

Bu, okurun da paylaşacağı bir istek, çünkü Lahiri'nin kahramanları çok ilgi çekici kişiler. Örneğin sadece taş kalpli bir insan, Bayan Sen'in duygularını anlayamaz. Bir matematik öğretmeninin otuz yaşındaki karısı Bayan Sen, şık sariler giyerek çocuk bakar ve sebze doğrar, saçlarının bir bölümüne kına yakılmıştır. Ciddi, titiz ve mütevazı bir kadındır ve onu altüst eden tek bir şey vardır: engellenemez taze balık tutkusu. Ne yazık ki araba kullanmayı bilmiyordur ve kocası onu arabayla markete götüremeyecek kadar meşguldür. "Bu durum çok sıkıcı," diye açıklar Bayan Sen. Lahiri, tutkunun derinliğinden, bu bıkmak usanmak bilmeyen kadının kalkanbalığı uğruna yapmadığı şey kalmamasına sebep olan duygudan, ustalıkla bir öykü çıkarmasını becermiş.

Emerson, bir zamanlar, "Güç," diye yazmıştı, "geçmişten, yeni bir zamana geçilen anda varolur." Tıpkı Bayan Sen gibi, Lahiri'nin kahramanlarının çoğu da Hindistan ile Amerika arasında gidip geliyorlar. Kültürel ve ülkesel sınırların ötesinde flört ediyor, seyahatlere çıkıyor, göç ediyor ve çalışıyorlar. Bu iki kültürü de özümseme çabaları, küçük bir çocuğun anlayış yetisini körelterek, paramparça olmuş cadılar bayramı fenerini, Bangladeş'in bağımsızlık mücadelesiyle eş tutmasına sebep oluyor. Köreltiyor, ama silmiyor; Lahiri'nin öyküleri kültürel geçiş çabaları ve kendi kültürünü kaybetme kaygısıyla daha da güçlü kılınmış. "Her şeyimiz orada," diyor Bayan Sen, Hindistan'dan bahsederken, ama onun öyküsü de artık orada olamayışıyla başlıyor. Lahiri'nin Hint kökenli Amerikalıları, tıpkı dalgaların geride bıraktığı şatafatlı deniz kabukları gibi, içinde bulundukları bu topluluğun arasında saygınlık kazanmak ve fark edilmek için mücadele ediyorlar; denizin onlara sağladığı, tek demokratların akıntı izleri olduğu bu demokratik kumsalla bağdaşmayan güzellikte ve parlaklıktalar.

Her genç yazar gibi Lahiri de, doğallıkla zamanının bir bölümünü, sahip olduğu yazınsal yeteneğin habercileri tarafından da dikkatle izlenen alanını incelemeye ayırıyor. Tıpkı Carver gibi, aşklarını yitirmiş ve hayatlarının birlikte geçen bölümünü gözden geçirerek buruk bir oyun oynayan genç çifti anlatıyor öykülerinden birinde. Tıpkı Hemingway gibi, orta sınıf çiftten daha anlayışlı bir tur rehberini anlatıyor; önce kadının cazibesiyle baştan çıkıyor, sonra onun acımasızlığını dehşetle izliyor. Tıpkı Isherwood gibi, artık unutulmaya yüz tutmuş alışkanlıkları, önce onun cesaretini kıran, daha sonra ise içindeki sevecenliği ortaya çıkaran ev sahibesini dikkatle inceleyen, ağırbaşlı, genç bir erkeği anlatıyor. Öykülerinin hiçbiri acemice yazılmış metinler değil. Lahiri bu öyküleri beklenmedik dönemeçlerle kurguluyor ve her birine kendine özgü sezgisini katarak, insanların kendilerini çevrelemeye çalışan kültürel özelliklere hem karşı koyuşunu hem de ister istemez onları kabullenişini dile getiriyor.

Kitapta benim favorim olan öykü "Kutsanmış Ev". Öykünün yıldızı, yirmi yedi yaşındaki, canı hiçbir şey yapmak istemeyen Twinkle. Bir anonim şirketin hırslı başkan yardımcısı Sanjeev onunla, sadece, ikisi de P.G. Wodehouse Yayınevi'nin öykü kitaplarını sevdiği, sitar sesinden hoşlanmadığı ve kendisi yalnız olduğu için, ilerisini düşünmeden evleneli kısa bir süre olmuştur. Kocasının da kısa zaman sonra öğreneceği gibi, Twinkle tariflere bakmadan yemek yapar, yatarken iç çamaşırlarını sağda solda bırakır ve yeni evlerini dolduran kolileri açmak için hiç acele etmez. "Her şeyden hoşnut, fakat meraklı" düşünce tarzı, düzenli yaşamaya alışmış Sanjeev'i çileden çıkaracaktır.

Twinkle bir önceki kiracılardan kalan beyaz, porselen İsa biblosunu bulduğunda ciddi problemler başlar. Twinkle çok keyiflenir, ama Sanjeev önemsemez bile. Twinkle'nin dalga geçerek yenilgiyi kabul ettiği gibi, karı koca "küçük, iyi Hindular"dır ve Sanjeev, Twinkle'nin bir an önce bu biblodan kurtulacağını umar. Karısının ısrarcı kaprisini küçümser. Ayrıca evlerinin, dini anlamda bir madeni aratmayacak nitelikte olduğunun da farkında değildir. Twinkle'nin Aziz Francis'in kartpostalını ve üzerinde Nuh'un gemisi olan elektrik düğmelerini keşfetmesi zamanla bir define avına dönüşür. Evinin saygınlığını yitireceğinden endişelenmeye başlayan Sanjeev, en sonunda Twinkle'yi, ön bahçedeki Meryem Ana heykelciğini, zor kullanarak da olsa atmakla tehdit eder. Ama Pamela, Squire B.'yi parmağında oynattığından beri, zor kullanmak, duygular ne kadar savunmasız görünürse görünsün, duygusallıkla ölçüşebilecek bir kavram olmamıştır. Restleşirlerken Twinkle'nin yüzünde parlak mavi bir cilt maskesi vardır. Kocasına, "Senden nefret ediyorum," der. Buna rağmen kocası, "sert mavi yüzünden süzülen suyun bir kısmının onun gözyaşları" olduğunu fark edene kadar, kaba tehdidinde ısrar eder. Lahiri burada Hindulara dinlerini değiştirtmek ya da içten inançları alay konusu yapmak niyetinde değil. Hatta din konusu, başka yerlere çekilmemesi için, masum bir duyarlılıkla olsa bile onun öykülerine kutsal yönleri ön plana çıkarılarak malzeme olmuyor. Mavi yüzlü Twinkle, Madonna biblosunun yerini alıyor. Kendi hayatını Meryem Ana heykelciğiyle özdeşleştiriyor ve bunu kasıtlı veya alaycı bir yaklaşımla değil, sevecenlikle yapıyor. Kocasının da, yarattığı bu esere saygı ve merhametle yaklaşmasını istiyor.

Lahiri'nin eseri de tıpkı Twinkle'ninki gibi. Neler getireceği belli olmayan hayatı sayfalarla buluşturuyor ve okurları, her öyküyü bitirdiklerinde, bu kahramanların konu edildiği koca bir romanı bile okuyabilecek bir arzuyla bir defa daha baştan çıkartıyor. Lahiri'nin başarısı tesadüfi bir başarı değil; işlediği konular tıpkı matematikteki ispatlar kadar açık ve yalın bir dille yazılmış. Sanjeev'in arkadaşlarının Twinkle için söylediği sözü kullanırsak, Lahiri de, öyküleri de "fıstık gibi."

.....

Mustafa Kurt
Cumhuriyet Kitap

Bir gün kapınızda bir not buluyorsunuz. Notta beş gün boyunca elektriklerin kesileceği yazıyor. 'İki kişilik' bir yalnızlığı yaşayan bir ailesiniz. Bir evliliğin vereceği o ilk heyecanı kısa sürede tüketmişsiniz. Eşinizle su yüzüne çıkar(a)madığınız birçok sorununuz var. Bu karartma gecelerinde ne yaparsınız? Sanırım bu soru, bildik bazı hikâyelerin ortaya çıkış öykülerini hatırlatıyor: Doğu'nun, 1001 Gece Masalları ya da Batı'nın Decameron Öyküleri gibi. Bu 'geçici arıza' döneminde iki kişinin birbirlerine bir şeyler anlatmalarını beklemek en akılcı tahmin. Evet, öykümüzde de öngörüldüğü gibi oluyor. Her iki eş de birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar; ancak burada anlatılanların ilginç yanı, iki kişinin birbirleri hakkında o güne kadar bilmedikleri şeylerin olması. "Ona bunu söylemeyeceğim" diye yemin edilen şeyler de var anlatılanlar arasında. Sözgelimi, doğumda ölen çocuklarının cinsiyetini ve saç rengini kocasından aylardır gizleyen bir kadının itiraflarından tutun da, dergiden kopardığı -aslında karısından çirkin olan- bir kadın resmine şehvetle bakan bir erkeğin iç dünyasında gizli olan şeylere kadar her şey ifşa ediliyor bu gecelerde. Karanlık, hep korku ve umutsuzluk getirmez ya! Bu iki insan için bir 'itirafname'ye dönüşüveriyor bu ışıksız geceler. Geçici bir arızanın geçici olamayacak kadar önemli bazı arızaları çözmede bir basamak olması da diyebiliriz buna. İşte Jhumpa Lahiri'nin Dert Yorumcusu (Interpreter of Maladies) adlı kitabı yukarıda anlatılan "Geçici Arıza" öyküsüyle başlıyor.

Lahiri'nin 2000 yılı Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü alan öyküleri, Everest Yayınları'nın aracılığı ile Neşfa Dereli'nin Türkçesiyle okurla buluştu. Lahiri, Hindistan'dan Amerika'ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak Amerika'nın küçük bir kasabasında büyümüş. Buna karşın, o da bu ülkeye yerlilik duygusuyla sarılamayanlardan. İşte bu yüzden söz konusu kitap, hakkında çıkan ilk eleştirilerde Hint asıllı bir yazarın aidiyet sorunlarını irdelemesi olarak değerlendirildi. Ancak bu aidiyet sorununun gölgesinde kalmaması gereken daha birçok önemli problem var aslında. Bunlardan en önemlisi eninde sonunda yaptığı bir iş olarak görülen evliliklere kadar bir bütün oluşturuyor bu ilişkiler.

"21. Yüzyılın edebiyatı nasıl olacak?" sorusu zihinlerde yanıtlarını ararken yeni yüzyılda ortaya konulacak roman, öykü ve anlatıların çok şaşırtıcı, sürükleyici kurgulara sahip olacağından hiç kimsenin kuşkusu yok. 90'lı yıllarla birlikte iyice artan postmodern ürünler, bütün albenisiyle okuyucusunu geçici bir büyüyle sardı ve sarmaladı. Bu büyü geçiciydi çünkü, mükemmel birer zekâ oyunları dizgesi olarak, aranan birçok şey bu ürünlerde yer almaktaydı. Ancak bütün bu "tüketilebilen" metinlerin okunmasının ardından bazı okuyucular: "Bu eserlere hayran oluyorum, ama bir kitaba duymam gereken o 'aşk' duygusuyla onlara bağlanamıyorum" demeye başladılar. Bu açıdan bakıldığında bu eserlerin belki de en önemli eksiği, her özelliği ile "insan" ve "insanî olan"dı. Küçücük dünyaları içinde yaşama dair coşkuları ve umutsuzlukları ile insan bahsettiğimiz. Lahiri'nin yaptığı da edebiyatın gündeminden düşen insanı ve onun dünyasını gözlemekten başka bir şey değil. Ancak seçilen öykü kişilerinin çoğunun coğrafya olarak Hint asıllı olmaları ayırıcı bir özellik olarak vurgulanmalı. Belki de kapalı bir topluma ait insanların 'açılamama' sorunları işlenmeye çalışılan.

Kitabın adının 'Dert Yorumcusu' olması bir tesadüf değil elbette. Hatta bu adlandırma, öyküler toplamının genelinin bir tematik vurgusu olarak algılanabilir. Dertler hep vardır; ancak onları anlatacağınız, başka bir deyişle onları yorumlatacağınız kişilerin kim olduğu önemlidir. Lahiri'nin, dünyasına girdiği ya da girmeye çalıştığı kişiler özellikle ikili ilişkilerde oldukça eksiklik taşırlar. Kaç kişi bir barmene, karısının evlilik yıldönümünde kendisine sadece bir süveter verdiğinden yakınabilir ki? (Aslında verilen cevap daha trajiktir: "Ne bekliyordun ki? Siz evlisiniz.") Ya da kaç kadın, kendisine tarihi yerleri gezdiren bir taksi şoförüne çocuklarının birinin babasının, kocası olmadığını söyleyecek kadar dolabilir? İşte Lahiri'nin kişileri bu anlamda yaşama karşı oluşturacakları 'korunma alanları' konusunda çok yoksul; yaşamın sorunlarına karşı koyacak çözümlerden de yoksundurlar.

Dert Yorumcusu toplam dokuz öyküden oluşuyor. Öykülerin genelinde evlilik ve aile yaşamına dair konuların yoğunlukta olması ilk bakışta dikkati çekiyor. Bu ilgiyi yazar bir söyleşisinde şöyle açıklıyor: "Bir parçası olmadığım şeyleri anlatmaya çalışmak beni hep büyülemiştir. Evli değilim, fakat ciddi ilişkiler kurmak duygu dünyamdaki boşlukları doldurmamı sağlamıştır. Ayrıca bir Hintli olarak evlilik fikrinin hayatımda zaten her zaman büyük bir yeri var. Kimilerinin 'aşk' evliliği, kimilerinse 'mantık' evliliği yaptığına her zaman yakından tanık oldum." İşte evlilik kurumuna bu bakışı en belirgin olarak Dert Yorumcusu, Kutsanmış Ev, Üçüncü ve Son Kıta adlı öykülerde görüyoruz. Fakat anlatılanlar asla bir aşk evliliği değil. Evliliklerde ya da ikili ilişkilerde görülen iletişimsizliğin nedenlerine bakıldığında bunların aslında yaşamın içinde olan küçük sorunlar olduğunu görüyoruz. Örneğin yeni taşındıkları evdeki bazı kutsal küçük eşyaların atılıp atılmaması iki eş arasında çok önemli bir sorun haline gelebiliyor. Zaten Lahiri'nin kurgularındaki kırılma noktaları da tastamam bu küçük ayrıntılara dayanıyor.

Yazarın çoğu zaman üçüncü tekil şahsın ağzından anlattığı öyküler, bir yönüyle de yaşamın öte yüzünden kalan insanların serüvenini izliyor. Bir apartmanda kapıcılık yapan yaşlı bir kadının dünyasına ya da sara nöbetleri geçiren çirkin bir kızın evlilik özlemlerine Lahiri'nin baktığı yerden bakınca, onların da ne kadar huzura muhtaç olduklarını anlıyorsunuz. Her öykünün romana bakan bir yönü vardır; Lahiri'de bu daha da belirgin. Kısaca öyküler okunup bitirildiğinde okurun zihninde devam eden birçok şey var. Öykünün gerçekliği içinde öykünün bitmesi ile öyküde anlatılanların bitmesinin eşzamanlı olmadıklarını düşünüyor okur. Yani okumadan sonra da devam eden, gelişen ve büyüyen kurgular bunlar. Kısa zaman dilimlerini kapsayan öyküleri okumaya talip olan okuru bekleyen en büyük zorluk, öykülerin gündelik ayrıntıları bir kanaviçe inceliğinde işleyişi olmalı. Çünkü teknik anlamda Lahiri seçimini 'merak' üzerine değil, bir 'bekleyiş' üzerine kuruyor. Bu bekleyişin sonunda görkemli bir final beklerken, yazar şaşırtıcı bir biçimde bu beklentilerinizi boşa çıkaran sonlar kuruyor. Sonuçta Lahiri, okuru da yanına alıp "hiçbir zaman bizi tam olarak içine almayan bir dünyaya tutunmaya çalışanları" anlama ve anlatmanın uğraşını veriyor.

.....

Buket Öktülmüş
Radikal

Haftanın Kitabı : Yorumcunun Hikayeleri

"Yazmaya, okumayı öğrenir öğrenmez başladım. Öykü okumaya geçtiğimde yazmak benim için vazgeçilmez olmuştu bile. Altı-yedi yaşlarındayken başkalarının öykülerini yeniden yazıyordum. Okul boyunca yazı yazmaktan hep keyif aldım, ama öykü ve roman yazmak için çok çaba harcamadım. Liseden mezun olduktan sonra yazmak tekrar ilgimi çekmeye başladı. Lisede yaratıcı yazarlık dersleri almıştım ve çok hevesliydim. Liseden sonra, ilk defa zorunlu eğitimin dışında kalınca kendime ayıracak boş vakit buldum. Hindistan'da çocukken veya genç bir kızken yaptığım şeylerden biri yazmaktı, çünkü orada da yapacak fazla şey bulamaz ve kendimi bu şekilde oyalardım. Yazma konusunda daha fazla düşünmeye başladım. Bir yazı kursundan sonra her şey yerine oturmaya başladı. Birkaç öykü yazdım, orada öğrendiklerimi daha sonra kullandım ve belli bir ilerleme kaydettim" diyor Jhumpa Lahiri. Aslen Bengalli olan Jhumpa Lahiri, Londra'da doğmuş ve Rhode Island'da büyümüş. Çocukluk ve gençlik yıllarında tatillerini Kalküta'da geçirdiği için anayurduyla bağlarını koparmamış. Halen Grinwich Village sınırında bir yerde yaşıyor. Boston Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık programının ardından Rönesans Araştırmaları doktorası yapan Lahiri'nin öyküleri, ilk kitabı Dert Yorumcusu adıyla dilimize aktarılan "Interpreter of Maladies"den önce The New Yorker, Ange Review, Harvard Review, Salamander, Epoch ve Story Quarterly gibi dergilerde yayınlanmış.

Oldukça genç olmasına karşın ustalığı pek çok ödüle sahip oluşuyla belgelenmiş gibi. Bunlar arasında; "Pulitzer Edebiyat" (2000), "O'Henry", "En İyi Amerikan Kısa Öyküsü", "Pen / Hemingway", The New Yorker "En İyi Çıkış Kitabı", Los Angeles Times "En İyi Kitap" ve Publishers Weekly "Yılın En İyi Kitabı" ödülleri yer alıyor.

"Annemle babama ve kız kardeşime..." ithafıyla başlayan Dert Yorumcusu'nun ilk öyküsü "Geçici Arıza" adını taşıyor. Hindistanlı tanınmış kadın yönetmen Mira Nair tarafından filme çekilmeye hazırlanan hikâye Shoba'yla Shukumar üstüne kurulu. Dokuz ay karnında taşıdığı bebeğinin doğumdan hemen sonra ölümü, Shoba'yla Shukumar'ın arasında sessizce girer. Mutlu ortak yaşamları bir daha geri gelmemek üzere çekip giden çift, "geçici arıza"nın kararttığı akşam yemeklerini bir çeşit giden çift, "geçici arıza"nın kararttığı akşam yemeklerini bir çeşit oyuna dönüştürür: "Ev karanlıktan bir şeyler olmuştu. Tekrar birbirleriyle konuşabiliyorlardı. Üçüncü gece, akşam yemeğinden sonra kanepede yan yana oturmuş, hava karardığında Shukumar Shoba'yı alnından ve yüzünden öpmeye başlamış, etraf karanlık olmasına rağmen gözlerini kapatmıştı. Onun da aynı şeyi yaptığını biliyordu." Bu, Shukumar''n özlemle andığı, geçmiş günlerin sıcaklığını söylenmemiş sözlerin gücüyle yakalama çabasıdır: "Shukumar ayağa kalktı ve tabağını Shoba'nın tabağının üzerine koydu. Tabakları lavaboya götürdü ama musluğu açmak yerine pencereden dışarı baktı. Dışarıda hâlâ ılık bir akşam havası vardı ve Bradford'lar kol kola yürüyorlardı. Onları seyrederken birden mutfak karardı. Arkasına baktı, Shoba ışıkları kapatmıştı. Shoba yüzünü döndü ve masaya oturdu. Biraz sonra Shukumar da ona katıldı. Bu gece birbirinlerinden öğrendikleri yeni şeylere beraberce ağladılar."

Kitapta, "Çizdiğim bütün karakterler bir şekilde iletişim engeliyle karşılaşıyorlar. Ben kendilerini tam olarak ifade edemeyen insanları yazmayı seviyorum. İki ayrı ülkede büyüdüğüm için olaylara etrafımdaki herkesten başka bir ışıkla bakabiliyorum" diyen ve kendisini aidiyet dertlerinin yorumcusu olarak gören Lahiri'nin dokuz hikâyesi var.

.....

Ülkü Özel Akagündüz
Zaman

PULITZER ÖDÜLLÜ (üstelik çok da genç)

Lahiri'den bahsediyorum, Bengalli bir anne-babanın Londra doğumlu kızı Jhumpa Lahiri... 2000 yılına adım atar atmaz aldığı Pulitzer Edebiyat Ödülü ile dünya basınında defalarca adından söz ettiren Lahiri'nin ilk kitabı olan ve Pulitzer dışında, 'O. Henry' ödülü, "En İyi Amerikan Kısa Öyküleri' ödülü, 'Pen/Hemingway' Ödülü, 'Los Angeles Times En İyi Kitap' ödülü ve 'Publishers Weekly Yılın En İyi Kitabı' ödüllerini toplayan 'Dert Yorumcusu' adlı kitabını okuduktan sonradır ki anladım; henüz 33 yaşında olan bu genç ve egzotik bir güzelliğe sahip olan kadının dilden dile dolaşan başarısının kaynağını...

Okumayı öğrenir öğrenmez, başkaları tarafından yazılmış öyküleri yeniden yazmaya başlayan Lahiri, bir dönem üzerinde durmadığı öykü ve roman yazarlığını liseyi bitirdikten sonra daha ciddi olarak düşünmeye başlar. Zorunlu eğitimi bittiği için artık daha fazla boş vakti vardır, yazarlık kursuna katılır, birkaç öykü yazar, kursta öğrendiklerini uygulamaya başlar ve belirli bir ilerleme kaydettiğini fark eder. Lahiri'nin çok basit ve doğal bir süreç gibi anlattığı yazma serüveninin sonunda ortaya çıkan öykülerden herhangi birinin ilk cümlesini okumanız, kitabın tamamını bir an önce bitirme telaşına kapılmanız için yeterli. Bazen sadece karı koca arasında geçen, bazen tüm apartman sakinlerinin katıldığı öyküler, çarpıcı detayları ve sürükleyiciliğiyle Lahiri'nin bir kurgu ustası olduğunu ispatlıyor.

Londra'da doğup Bernard'dan mezun olduğu halde, çocukluğunda ve genç kızlığında sık sık gittiği Hindistan'ı tüm öykülerine taşıyan Lahiri, ipekli sarılar giyen, saçlarına hindistancevizi yağı sürüp sandal ağacı sabunuyla yıkanan ve evli olduklarını parmaklarına taktıkları alyanslarla değil de, alınlarına her sabah özenle işaretledikleri nokta şeklindeki kırmızı dövmeleriyle anlatan Hintli kadınların, ülkelerinden göçüp, herhangi bir Avrupa ülkesi ya da Amerika'nın yaşam şartlarına uymaya çalışmalarını etkileyici bir üslupla anlatıyor. Lahiri'nin ustalığı, Güney Asya kökenli Amerikalı kadınlardan hep beklendiği gibi sadece kadınların değil, erkeklerin bakış açısını da öykülerine yansıtıyor olmasında gizli. Hatta kimi öyküler sadece erkek kahramanının zihninde başlıyor ve bitiyor.

'Dert Yorumcusu'nun bu kadar beğenilmesi ve sevilmesinde yazarın hemen tüm öykülerinde bir aidiyet sorununa değiniyor olmasının da payı büyük. "Çizdiğim bütün karakterler bir şekilde iletişim engeliyle karşılaşabiliyorlar. Ben kendilerini tam olarak ifade edemeyen insanları yazmayı seviyorum. İki ayrı ülkede büyüdüğüm için olaylara etrafımdaki herkesten farklı bir ışıkla bakabiliyorum," diyen Lahiri'nin Şubat 2001'de çıkacak olan Mamesake adlı yeni kitabı da tıpkı Dert Yorumcusu gibi Everest Yayınları tarafından yayımlanacak.

.....

M. Salih Polat
NTV-MSNBC

Dert Yorumcusu: Çarpıcı Bir Ustalık

18 Ağustos - Güney Asya'dan esen serin rüzgârlara tutunup ülke sınırlarını aşabilen isimler, zihniyet dünyamıza koyu gölgelerle bezeli bilgelikler armağan etmekle kalmıyor; ruhumuzu da, içine yatırılacak bal bulamamış kesik şehzade kellesine çeviriyor adamakıllı. Bunun son örneği "Dert Yorumcusu" adlı kitabıyla Amerika'nın bütün saygın ödüllerini isminin hizasına yazdırmış bulunan Jhumpa Lahiri. "Ben kendilerini tam olarak ifade edemeyen insanları anlatmayı seviyorum" diyen ve küçük ayrıntılardan yola çıkan Lahiri, bir iğne oyası veya kanaviçe işler gibi özenilmiş hikâyeleriyle sarıp sarmalıyor kapısını çalan okuyucuyu. Elbette siz bilirsiniz, ama bu hüzünlü şöleni kaçırmasanız iyi olur...

.....

İlhan AYYILDIZ
Nokta

Hint-Amerika Öyküleri...

Bu hafta yeni bir yazar ve yeni bir yayınevimiz var: Everest Yayınları ve Jhumpa Lahiri. "Dert Yorumcusu" adlı öykü kitabıyla ilk kez tanıdığımız Lahiri 2000 Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü aldı. Geçtiğimiz yıl da Lahiri için tam bir ödül yılı olmuş gibi görünüyor: "O. Henry", "Los Angeles Times-En İyi Kitap", "New Yorker-En İyi Kitap". Gerçi Lahiri'nin ödül dağarcığı zaten oldukça doluydu; "En İyi Amerikan Kısa Öyküleri Ödülü", "Pen/Hemingway Ödülü", "The New Yorker-En İyi Çıkış Kitabı Ödülü", "Publishers Weekly Yılın En İyi Kitabı Ödülü" vb... Peki ama kimdir bu Batı'da parlamaya başlayan Doğu yıldızı Lahiri?

Bengalli bir ana-babanın 1967 yılında Londra'da dünyaya gelen kızları Jhumpa Lahiri. Londra'da doğmuş ama Rhode Island'da büyümüş, büyürken tatillerini sık sık Kalküta'da geçirdiğinden anayurduyla bağlarını koparmamış. Zaten hep Güney Asyalı kadınlar üzerine yoğunlaştırdığı ve insanlar üzerine yazdığı öyküleri çoğunlukla genç, yaşlı, henüz göç etmiş, Hindistan'dan hiç ayrılmamış olanlar ve Amerika'da doğup büyümüş olanlar üzerine ve öykülerini genellikle erkek bakış açısından yazıyor...

Bernard'dan mezun olduktan sonra Boston Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık kursunu bitiren Lahiri, Rönesans Araştırmaları alanında doktora yapmış. Halen Greenwich Willage sınırında bir yerde taşıyor.

Lahiri, "Yazmaya" diyor, "aşağı yukarı okumayı öğrenir öğrenmez başladım. Öykü okumaya başladığımda, yazı yazmak bana çok cazip gelmeye başlamıştı. Onları taklit etmek istedim. Altı-yedi yaşındayken başkaları tarafından yazılmış öyküleri yeniden yazıyordum. Okul boyunca yazı yazmaktan hep keyif aldım, ama öykü veya roman yazmak için çaba harcamadım. Liseden mezun olduktan sonra yazmak yeniden ilgimi çekmeye başladı. Lisede yaratıcı yazarlık dersleri almıştım ve çok hevesliydim. Hindistan'da çocukken veya genç bir kızken yaptığım şeylerden biri yazmaktı, çünkü orada da yapacak fazla bir şey bulamaz ve kendimi bu şekilde oyalardım. Yazma konusunu daha fazla düşünmeye başladım. Bir yazı kursuna başladıktan sonra her şey yerine oturmaya başladı. Birkaç öykü yazdım, orada öğrendiklerimi daha sonra kullandım ve belli bir ilerleme kaydettim."

Lahiri'nin bu belli ilerleme diye tanımladığı durum, kitabının bol bol ödül alması olmuş. "Kendinizi aidiyet dertlerinin yorumcusu olarak mı görüyorsunuz?" diye bir soru yöneltildiğinde Lahiri'nin cevabı, "Bu kendime biçtiğim bir rol değil, ama yıllardır böyle yaşadığımı da düşünebiliyorum," oluyor. "Çizdiğim bütün karakterler bir şekilde iletişim engelleriyle karşılaşıyorlar. Ben kendilerini tam olarak ifade edemeyen insanları yazmayı seviyorum. İki ayrı ülkede büyüdüğüm için olaylara etrafımdaki herkesten başka bir ışıkla bakabiliyorum."

"Dert Yorumcusu"nda Jhumpa Lahiri'nin 9 öyküsü yer alıyor: "Geçici Arıza"; "Bay Pirzada Yemeğe Geldiğinde", "Dert Yorumcusu", "Gerçek Bir Kapıcı", "Bay Sen'in Evinde", "Kutsanmış Ev", "Bibi Haldar'ın Tedavisi", "Üçüncü ve Son Kıta" ve "Seksi"...

Kitapta yer alan "Geçici Arıza" adlı öykü, tanınmış Hintli yönetmen Mira Nair tarafından filme çekilmeye hazırlanıyor.

Yeni bir yazar ve keyifle okunacak yeni öyküler...

.....

Burcu Erdener
Yeni Dünya - Kitap

İki kültürün arasında olmak... Birine daha fazla, ancak hiçbir zaman tam değil, diğerine daha az ancak, köklerle ait olmak... Gökdelenlerin gölgesinde sari ile dolaşıp, Hindistan'a ziyaretleri yılda bir kez çocukların köklerinden kopmamaları(!) için gerçekleştirmeyi ihmal etmemek... Bengalli bir ailenin kızı olan yazar Jhumpa Lahiri 2000 Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü aldığı "Dert Yorumcusu" kitabındaki öykülerle kabaca ifade etmek gerekirse, bu duyguların etrafında dolaşıyor. Everest Yayınları tarafından Temmuz 2000'de Türk okur ile buluşan "Interpreter of Maladies"i dilimize Neşfa Dereli çevirmiş.

1999 yılında Flamingo tarafından piyasaya çıkan "Interpreter of Maladies"te yer alan öyküler, The New Yorker, Ange Review, Harvard Review, Salamender, Epoch ve Story Quaterly gibi dergilerde yayımlanmış. Lahiri, kitapta yer alan kimi öyküleri ile aralarında O'Henry Ödülü, Pen/Hemingway Ödülü ve "En İyi Amerikan Kısa Öyküleri" Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ödül almış. Ancak, Lahiri'nin en son başarısı "Dert Yorumcusu" ile Pulitzer Edebiyat Ödülü olmuş. "Dert Yorumcusu", dokuz öyküden oluşuyor: "Geçici Arıza", "Bay Pirzada Yemeğe Geldiğinde", "Dert Yorumcusu", "Gerçek Bir Kapıcı", "Bay Sen'in Evinde", "Kutsanmış Ev", "Bibi Haldar'ın Tedavisi", "Üçüncü ve Son Kıta" ve "Seksi". Öykülerin çoğu Amerika'ya iki kuşak önce yerleşmiş olan, Hindistan ile bağlarını koparmamak için çabalayan ailelerin yanında, farklı kültürel alışkanlıkları ile Amerikan toplumunda Hint ya da Bengal asıllı karakterlerle ilişki kuran Amerikalılar etrafında şekilleniyor. Bunun yanı sıra "Gerçek bir Kapıcı"da ise Hindistan'da bir apartman ve sakinleri hakkında, yoksulluk üzerine bir öyküde Lahiri, büyüdüğü dünyadan çok farklı bir çehrenin öyküsünü sunuyor. Kitabın ilk öyküsü olan "Geçici Arıza" ikinci kuşak Hintli Amerikalı bir çiftin bir taraftan senelerdir süren eğitimlerini tamamlamaya çabalarken, bir taraftan da aslında bir parçası haline gelmeye çalıştıkları Amerikan toplumu içinde birbirlerine yabancılaşmaları üzerine gelişiyor.

Kitaba adını veren öykü "Dert Yorumcusu"nda uzun zamandır Amerika'da yaşayan Bay ve Bayan Das çiftinin çocukları ile çıktıkları Hindistan gezisi sırasında onlara rehberlik eden Bay Kapasi ile geçirdikleri gün anlatılıyor. Öykünün can alıcı noktasını ise Bay Kapasi'nin bir doktorun ofisinde aslında tercüman olarak çalışıyor olması oluşturuyor. Bay Kapasi doktorun hastanın ne rahatsızlığı olduğunu anlatması için hastanın diliyle onunla iletişim kurmasını sağlıyor. Hafta sonlarında ise turistleri gezdirerek ek para kazanıyor. Bu arada pek çok Amerikalı turist ile vakit geçiriyor. Das çiftinin ise onlardan farkı var. Bay Kapasi ile aynı dili konuşabiliyor olmalarına rağmen aslında son derece farklı bir kültür geliştirmiş olmaları. Bay Kapasi ile Bayan Das'ın iletişimi ise, Bayan Das'ın rehberlerinin hafta arasında uğraştığı işe ilgi duyması ve hastalarla ilgili konuşmaya başlamaları ile gerçekleşiyor. Bayan Das, çocukları ve eşi bir harabe gezmeye gittiğinde Bay Kapasi'ye kendi derdini anlatıveriyor. Ne de Olsa Bay Kapasi dertlerle uğraşan bir adam. Oysa Bayan Das da Bay Kapasi de bu derdin çözümsüz kalacağının bilincinde. Ataların ülkesini, bambaşka aidiyetlerle sezinlemek, kendi çekincelerine ait olunan topraklarla eğilme yürekliliğini sunabiliyor ancak.

Lahiri öykülerinde bir takım sürprizler ile okurunu şaşırtmayı biliyor. Yazarın bir diğer temel özelliği ise Hindu kültürüne ait kimi ayrıntıları son derece yerinde ve özenli bir kıvraklık ile kullanıyor olması. Bunların diğer kültürler tarafından nasıl algılandığına dair kimi saptamalarda da Lahiri'nin başarısı gözlenebilir. Lahiri karakterlerini bir araya getirirken, belli bir olay karşısında gelişen duygular, düşünceler etrafında toplamayı uygun buluyor. Amerika'da yerleşik hayata geçmiş, ancak ailesinin kimi üyeleri köklerinin olduğu topraklarda kalmış karakterlerinin, uzakta yaşanan olaylara karşı kimi zaman merak kimi zaman ise dizginlenemez özlem ile yaklaşımlarını da oldukça çarpıcı bir realizm ile yansıtıyor. Alışkanlıklar, kilometrelerce uzakta, farklı bir kültürün gölgesinde orijinalini korumaya çalışan aileler de öyküler arasından seçilebiliyor. Bu farklılaşmayı ise bu aile ile iletişim kuran bir Amerikalı ya da ailenin daha ziyade bir Amerikalı gibi yetişen çocukları görünür kılıyor.

"Bayan Sen'in Evinde", Eliot adında bir çocuğa annesi işe gidince bakan bir Hindu kadın ve eşi ile ilgili bir anlatı etrafında gelişiyor. Eliot'un Bayan Sen ile geçirdiği zamanlarda, yemek hazırlanmasında keskin kıvrık uçlu pala ile ustalıkla doğranan sebzelerden, Bayan Sen'in sarilerine kadar pek çok ayrıntı ile okur Eliot'un öyküsünde buluşuyor. Evden çıkacakları bir gün Bayan Sen'in hazırlıkları da bunlara bir örnek:

"...Bir gün onu banyodaki aynanın önünde küçük bir reçel kavanozunda muhafaza ettiği kırmızı pudrayı, bir raptiye başıyla, yavaşça alnına sürerken gördü. Bayan Sen raptiyenin arkasını kaşlarının arasına bastırırken, burunun üzerine biraz pudra döküldü. Eliot bunun ne işe yaradığını sorduğunda, 'Bu kırmızı noktayı her gün yapmalıyım,' diye açıkladı. 'Evli olduğum günler için.'

'Yani alyans gibi mi demek istiyorsunuz?'

"Kesinlikle öyle Eliot, tıpkı bir alyans gibi. Tek farkı, bulaşık yıkarken onu kaybedeceğinden endişe duymuyorsun."

Endişe duyulan öyle çok şey var ki oysa bu farklılıkları yaşayanlar arasında. Yıllarca Amerikan tarihi, Amerikan coğrafyası okuyup, ancak evlerine yemek için gelen Bay Pirzada sayesinde Pakistan hakkında bir şeyler öğrenmeye başlayan Lilia'nın öyküsü gibi. Her akşam televizyon karşısında haberler izleyerek, Bay Pirzada'nın ailesinin olduğu bölgedeki çatışmalar hakkında bir şeyler duyabilmeyi umarak geçen akşamlar. Lilia'nın bir müddet sonra Bay Pirzada'ya teşekkürünü, akşam duaları ile sunmaya başlaması. Ve daha da önemlisi bu adam sayesinde kendi ailesinin kökleri hakkında merak duygularının doğması.

Bernard College'dan mezun olduktan sonra Boston Üniversitesi'nde yaratıcı yazın programına katılan ve Rönesans konusunda doktorasını tamamlayan Jhumpa Lahiri, ilk öykülerini ilkokulda bir arkadaşı ile ortaklaşa yazmaya başlamış. Üniversite eğitiminin devamında akademik kariyerin pek de kendisine göre olmadığını görerek yazarlığa ağırlık vermiş. Bu seçim ile ne derece yerinde bir karar verdiğini de kendi tabiriyle, The New Yorker'da öykülerin çıkması ile aldığı olumlu yorumlar göstermiş.

Pif Dergisi'nde yer alan bir röportajında Lahiri'ye yöneltilen en önemli sorulardan biri kitabı okuyan herkesin kafasında belirecek olan soru: "Bu öyküleri yazabilmek için bu yerleri gerçekten gördü mü?"

Lahiri'nin bu soruya cevabı oldukça dürüst. Bir fikir etrafında karakterleri sadece sokak adlarını bilerek -o da ancak bir harita yardımı ile- kendisi hiçbir zaman bulunmadığı mekânlara yerleştirebilmiş olması. Ancak, yazarın Hindistan'a yaptığı ziyaretlerin bu kitaptaki etkisine değinmeyi kendisi de unutmuyor.

"One on One" röportajını Pif için gerçekleştiren Arun Aguiar'ın bir diğer can alıcı sorusu ise "Dert Yorumcusu"nun Asyalı Amerikalılardan ve diğer okurlardan aldığı eleştiriler... Lahiri'nin bu konudaki cevabı ise her ne kadar temelde eleştirilerin farklılaşmadığını gözlerken, Asyalı Amerikalıların sorularının daha çok kimlik ve sunum konusunda olduğu şeklinde. Jhumpa Lahiri'nin ilk kitabı "Dert Yorumcusu"nun ilk öyküsü yakın zamanda Hint yönetmen Mira Nair tarafından beyaz perdeye aktarılırken, Şubat 2001'de çıkacak olan "Namesake" adlı yeni kitabı da Everest Yayınları aracılığıyla Türk okur ile buluşacak.

TOP

Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda