Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda


Ayna Korkusu

Dert Yorumcusu

Nadia'ya Sözüm Var

Shakespeare'in Kadını

Ufkun Öte Yanı

Sıraselviler'de Bir Otel Odası

Duygu Sapması

Einstein Ve Tam Güneş Tutulması

Foucault Ve Kaçıklık Kuramı

Baudrillard Ve Milenyum

Derrida Ve Tarihin Sonu

Nietzsche Ve Postmodernizim

Şuşa'ya Sis Çöktü

Yaşar Kemal : Bir Geçiş Dönemi Romancısı

Petros Amca Ve Goldbach Sanısı

20. Yüzyılın Yalnızı: Fernando Pessoa

Yüz : 1981

Salaheddin'in Kitabı

Taşkadın

Küçük Sırlar

Casanova'nın Aşk Mönüsü

Sök Al Bu Kalbi

İnci Gibi Dişler

Afrika Rüyası

Dünya İşleri

Muhteşem Senyora

Kaderimin Efendisi

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Ankara-İstanbul Karatreni

Sex And The City

Yevgeniy Onegin

Pilatus'a Göre İncil

Hegemonyadan İmparatorluğa

Unutulan Prenses

Kavalier & Clay

Yurdum Benim Şahdamarım

Entelektüel Tereddüt

Yeter Tenimi Acıtmayın

Çözücü

Beden Sanatçısı

Fatma'yı Ararken

Bitmeyen Vals

Namı Diğer Che


ŞUŞA'YA SİS ÇÖKTÜ

Muhsin Öztürk
Aksiyon

Orta Asya, uzun seneler "Orda bir köy var uzakta. Gitmesek de gelmesek de orası bizim köyümüz" oldu bizim için. Fakat gittik gördük ki orası ne bir köy, ne de bizim! Yine gördük ki "mustaqılliğini" ilan eden cumhuriyetlerle ilgili efsanelerden farklı olarak öğreneceğimiz şeyler şehir planlamacılığıyla sınırlı değil; sinema, edebiyat ve diğer kültürel etkinlikler... Ancak bu ülkelerle şu anda kültürel bir payda sağlamış değiliz. Bu nedenle Orta Asya edebiyatı dendiği zaman sadece Cengiz Aytmatov'un ismini biliriz. Oysa bu ülkelerin edebiyatı Aytmatov'la sınırlı değil. Elçin Efendiyev, ya da kısaca Elçin, Azerbaycan başbakan yardımcısı ve Azerbaycan'ın önde gelen edebiyatçılarından. Sınırlı sayıda Türkiyeli okuyucunun tanıdığı (yakın zamanda Türkçe'ye çevrilen kitabı bin adet sattı) Elçin, kitapları bir zamanlar yüz binlerce satan halen genç kuşak Azerilerin gözdesi ünlü bir roman ve hikâye yazarı. Aynı zamanda Azerbaycan edebiyatının önde gelen ismi İlyas Efendiyev'in oğlu. Azerbaycan'da bulunduğum bir dönemde onun adını sıklıkla duymama rağmen, tanışmak ve görüşmek Everest Yayınları'ndan çıkan "Şuşa'ya Sis Çöktü" kitabı vesilesiyle Türkiye'de oldu.

Sizin için devlet adamlığı mı yoksa yazarlık mı önde geliyor?

Önce yazarlık tabii.

Yazmaya ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz?

En büyük problem bu. Ben erken kalkan bir adamım. İşe gelene kadar ki müddette yazmaya çalışırım. Siz kapris kelimesini kullanırsınız. Ben yazarken kaprissiz adamım. Benim için yazarken hususi bir şerait lazım değil. Uçakta giderken, otelde otururken ya da başka bir yerde yazabilirim.

Yani sırça köşkte yaşamıyorsunuz...

En ideali bir kenara çekilip yazmak. Teessüfler olur ki o ideal durum benim için çok az geçerli oluyor. Ama bunu yapabileni dünyanın en talihli yazarı kabul ediyorum.

Kitaplarınızda aşk ve yalnızlık neredeyse hep yan yana. Neden özellikle yalnızlık olgusuna çok vurgu yapıyorsunuz?

Edebiyatın, hususiyetiyle klasik şark edebiyatının esas temalarından biri vuslat, kavuşmaktır. İnsanın yalnızlığı, büyük edebiyatın önemli bir konusudur. Büyük edebiyat bu mevzuyu devamlı ele alır. Çünkü, edebiyatın en büyük konusu insanın iç dünyasıdır, içindeki hissiyattır. O dahildeki hissiyatın en önemlilerinden biri de, insanın yalnız olma problemidir. İnsan yalnız olduğunda kendi kendine kalır, kendi kendine konuşur. Yalnız olduğu vakitte hüzünlenir.

Neden ve nasıl yazmaya başladınız?

Benim ilk hikâyem 16 yaşında yayımlandı. 1959'da Azerbaycan gençleri için büyük bir gazete çıktı. Çocukluk devrinden beri bu işin içinde oldum. Bunda benim muhitim etkili oldu. Babam İlyas Efendiyev Azerbaycan edebiyatının önde gelen bir ismiydi. Doğrusunu isterseniz neden yazmaya başladığımın cevabı bende bile yok.

Cengiz Aytmatov'un gündeme getirdiği bir kavram var; Mankurtlaşma. Bu olguya siz nasıl bakıyorsunuz?

İnsan var olalı beri ve cemiyet halinde yaşamaya başlamasından bu yana Mankurtlaşma vardır. Kapitalizm ya da sosyalizm fark etmiyor, hepsinde Mankurtlaşma var. O yerde istismar olur, o yerde ideolokya olur, orada Mankurtlaşmaya mecbur eden ortam oluşur.

Siz tanınmış bir yazar olmanın yanı sıra Azerbaycan'ın devlet adamlarındansınız, Mankurtlaşma eylemi güçlünün silahı olduğuna göre bu konuda sizin daha çok söyleyecekleriniz olsa gerek?

Benim Mankurtlaşma aleyhinde çokça laflar söylemem bütün dünyadaki Mankurtlaşmayı bitirecekse ne âlâ! Ama mümkün değil tabii. Orada ayrı bir konu var; ideolokya var, cemiyetin mahsusiliği var. Sana basit bir misal vereyim: Mankurtlaştırmak kötünün işidir değil mi? Edebiyat, ilk örnekleri olan ninnilerden bugüne hayır ile şerrin çatışmasını ifade eder ve bu çatışmada her daim hayrın müttefiki olur. Buna göre edebiyat büyük bir tesir gücüne sahip olarak insanları iyiliklere davet eder ve şer diye bir şey kalmazdı. Fakat böyle bir şey yok. Çünkü bu cemiyetin esasında olan bir hadisedir.

Sovyet Rusya'nın yıkılmasından sonra şöyle bir kanaat ortaya çıktı; buralarda fen bilimleri, tıp, fizik, matematik vs. çok gelişmiş fakat sosyal bilimlerde bir gerilik söz konusu. Buna katılıyor musunuz?

Hayır gerileme yok, yenilik var. Söz konusu olan şey, keyfiyet değişikliğidir. Keyfiyet değişikliği varsa burada yeni olandan başlamalıdır. Çünkü artık farklı bir hayatı yaşıyorsun. Sosyal ilimlerden biri olan iktisadı örnek verelim. Düne kadar öğrendiğimiz iktisat sosyalizm iktisadıydı. Şimdi birdenbire pazar iktisadı öğreniliyor. Ama edebiyatşinaslık, edebi tenkit, edebiyat vs. bunlar Avrupa seviyesinde olan bir şeydir bizde. Bir de şöyle bir söz var: "Herkes 12 imam için ağlıyorsa birisi de Yezid için ağlamalıdır." Biz Sovyet hükümetini devamlı tenkit ediyoruz, çok yerde de ‘düz' ediyoruz. Tamam. Ama aynı zamanda, iyi cihetten bakıldığında Sovyet devrinde Azerbaycan dilinde külli miktarda dünya klasiği edebiyat eserleri tercüme olunmuştur. Bunlar da bir gerçektir. Türkiye'de benim kitabım basılıyor, ben onlara minnettarım fakat kitabın bir tirajı var. Bugün Azerbaycan'da da benim kitabım basılıyor, bin tirajı var. Bundan 15 yıl önce benim "Mahmut ile Meryem" romanım Azerbaycan'da 360 bin basılmıştı. Bu da var, bunu inkâr edemeyiz.

Neden böyle oldu? 15 yıl önce 360 bin satan kitap bugün ne oldu da bin adet satıyor?

Esas mesele şudur ki bağımsızlık elde edilmesiyle pek çok problem başgösterdi. Kitap satışlarındaki düşüşün birinci sebebi iktisadi durumun kötü olması, ikincisi ise cemiyetin siyasileşmesi. Üçüncü bir sebep de Ermeni istilasına mazur kalmasıyla Azerbaycan arazisinin % 20'si işgal olundu. Azerbaycan'da 1 milyon kaçgın (göçmen) var. Yani her yedi sekiz kişiden biri kaçgındır. Bu problemler sonuçta iç sorunlara; sanata ve edebiyata etki yaptı.

Şöyle bir düşünce var; İngilizce çıkan bir kitap dünyanın pek çok yerinde alıcı bulabiliyor. Arapça çıkan bir eser de pek çok Arap ülkesinde okuyucu, dolayısıyla tiraj bulabiliyor. Fakat Türk dünyası için bu geçerli değil. Türkiye'de çıkan kitap sadece Türkiye'de satılabiliyor, Azerbaycan'da çıkan bir kitap sadece orada satılabiliyor. Bu açmazın çözüleceğini düşünüyor musunuz?

Böyle bir fikir var, ama ben bu fikrin ne derece reel olabileceğini bilemiyorum. Bir Arap edebiyatı var, Suriyeli de bunu anlar Mısırlı da. Ama onlar konuştuklarında birbirlerini anlamıyorlar. Bunun sebebi nedir? Kur'an, Kur'an'ın dili Arap edebi dilini formlaştırdı ve korudu. Ama Türk dilli halkların arasında böyle ortak abideler olmadı. Olan abideler vardı, Dede Korkut abidesi gibi. Ama bu edebi dili formlaştıramadı. Bana öyle geliyor ki, bu Türklerin göçmenliklerinden kaynaklanıyor. Araplar yerleşik bir hayata sahip. Göçmenlikte her zaman kendi kültürünü korumak mümkün olmuyor. Bir taraftan geldiği yere tesir edip oranın kültürünü, medeniyetini değiştiriyor, zenginleştiriyor; diğer taraftan kendisi oralardan etkileniyor. Bu bakımdan bizde böyle bir ortak dil ananesi oluşmamış.

Azerbaycan'ın çok iyi tiyatro ve sinema salonları var. Bunlar bugün ne kadar kullanılabiliyor?

Size şunu söyleyeyim, benim bu yakınlarda yeni bir eserim sahneye aktarıldı. Oynatıldığı günlerde salonlar ağzına kadar doluydu. Artık tiyatro kendi seyircisini oluşturuyor. Benim kitaplarım başka dillerde de basıldı. Başka dillerde basılan yüz dördüncü kitabım bu. Ve bu kitaplarımın hepsinin arasında şüphesiz ki Azerbaycan dilinde basılan kitaplar benim için çok azizdir. Aynı zamanda Türkiye'de neşrolunan eserler de. Çünkü Türkiye benim sevimli memleketimdir.

.....

Sema Aslan
Milliyet

Biraz tekerleme gibi ama alışınca söylenebiliyor: "Şuşa'ya Sis Çöktü". Everest Yayınları'ndan çıkan kitap, kendisi asla kabul etmese de bir "devlet adamı"nın kaleminden çıkma. Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Elçin Efendiyev, bir ısınma turu bile yapmamıza izin vermeden, daha ilk sorudan itiraz ediyor. "Siz önce bir siyaset adamısınız" dememize kalmıyor, "Yok, önce yazarım" diyor ve yer yer kitabın çevirmeni İldeniz Kurtulan'ın yardım ve müdahaleleriyle de olsa şöyle devam ediyor söyleşimiz:

Siyasi kimliğiniz ile yazar kimliğiniz...

Sekiz yıldır Azerbaycan Başbakan Yardımcısı'yım. Daha önce de milletvekiliydim. Geldiğim netice şudur ki, yazarın asıl yeri, öz yazı masasının arkasıdır. Yine de ben kendimi yazar olarak görüyor ve yazarlarla birlikteyken özgür hissediyorum.

Azerbaycanlı sanatçılar o zaman çok şanslılar. Çünkü sanatı bu kadar önceleyen bir siyasileri var.

Azerbaycan sanatçılarının adına konuşamam, ama ümit ediyorum ki öyledir...

Yazarlık yalnızlığı da gerektirmez mi? Sizin çalışma metodunuz nedir?

İnsan her şeyi öğrendiği gibi yazarlığı da öğrenir. Babam ünlü bir yazardı: İlyas Efendiyev. İlyas Efendiyev ömründe yalnız yazarlıkla uğraşırdı. Ve odasından başka bir yerde de yazamazdı. Ben uçakta da, bir toplantıda da yazabilirim.

Siyasi kimliğiniz nedeniyle, bir misyon yüklenmiş durumda mısınız? Yani mesaj verme kaygınız var mı?

Yazı yazarken bir vazife adamı olduğumu ya da bir sosyal siparişi yerine getirmem gerektiğini tamamıyla unuturum. Yazı yazarken azad olurum.

Peki çıkarların çatıştığı zamanlar olmuyor mu?

Oluyor.

Ne yaparsınız o zamanlar?

Akşamları uyumadan evvel yazarım, seher durup işe geldiğimde siyasetçinin tarafındayım.

Gezi yazılarıyla ilgilendiniz mi?

"Yakın - Uzak Türkiye" diye bir kitap bastım. Sovyet zamanında "Türkiye'den Getirdiğim Nergis Çiçekleri" adlı bir yazı dizisi yazdım. O zaman Ermenistan'da yaşayan bütün yazarlar, benim bu yazılarımın aleyhine mektuplar gönderdiler. "Bir Azerbaycan yazısı aynı zamanda Sovyet yazısı değil mi? Bu nasıl Sovyet yazarıdır ki, NATO'nun uzvu olan ve topları Kremlin'e, Lenin'e tuşlanmış bir ülkeden, Türkiye'den nergis gülleri getirir" dediler.

Kitabınız "Şuşa'ya Siz Çöktü" farklı zamanlarda farklı şehirlerden yazılmış öykülerden oluşuyor. Türkçe'de yayımlanması sürpriz oldu herhalde?

Sovyet sistemi diyordu ki, ben seni neşrederim, sana para veririm, senin vazifen de beni tarif etmektir. Sovyet edebiyatında bu bakımdan büyük edebiyatla birlikte anti - edebiyat da yer aldı. Pek çok isim de sistemin kurbanı oldu, güllelendiler. Yine de, Sovyet sisteminin kızgın bir zamanında yazdıklarımı değiştirmeden, okuyucusuna ulaştırmayı başardım.

Sevdiğiniz Türk edebiyatçıları hangileri?

Azerbaycan'da Nâzım Hikmet'i tanımayan, bilmeyen kimse yoktur. Ve bu ilginin arkasında bilinçaltı suretiyle Türk diline muhabbet, soya muhabbet vardır.

TOP

Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda