Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda


Ayna Korkusu

Dert Yorumcusu

Nadia'ya Sözüm Var

Shakespeare'in Kadını

Ufkun Öte Yanı

Sıraselviler'de Bir Otel Odası

Duygu Sapması

Einstein Ve Tam Güneş Tutulması

Foucault Ve Kaçıklık Kuramı

Baudrillard Ve Milenyum

Derrida Ve Tarihin Sonu

Nietzsche Ve Postmodernizim

Şuşa'ya Sis Çöktü

Yaşar Kemal : Bir Geçiş Dönemi Romancısı

Petros Amca Ve Goldbach Sanısı

20. Yüzyılın Yalnızı: Fernando Pessoa

Yüz : 1981

Salaheddin'in Kitabı

Taşkadın

Küçük Sırlar

Casanova'nın Aşk Mönüsü

Sök Al Bu Kalbi

İnci Gibi Dişler

Afrika Rüyası

Dünya İşleri

Muhteşem Senyora

Kaderimin Efendisi

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Ankara-İstanbul Karatreni

Sex And The City

Yevgeniy Onegin

Pilatus'a Göre İncil

Hegemonyadan İmparatorluğa

Unutulan Prenses

Kavalier & Clay

Yurdum Benim Şahdamarım

Entelektüel Tereddüt

Yeter Tenimi Acıtmayın

Çözücü

Beden Sanatçısı

Fatma'yı Ararken

Bitmeyen Vals

Namı Diğer Che


CASANOVA'NIN AŞK MÖNÜSÜ

Aktüel

"Aşk ve Damak Ziyafetçisi"

Giacomo Casanova'nın "cinsel gücü" herkesin malumu. Bilinmeyen yönü ise aşka ve kadınlara bakışıyla yemek kültürü arasındaki paralellik. Eva Eckstein imzalı "Casanova'nın Aşk Mönüsü" bunu anlatıyor.

"İstiridyeleri dilimizin üzerine yerleştirdikten sonra, birbirimizin ağzından emiyorduk... Tapınılan yaratığın ağzından emilen istiridye sosu, yani onun tükürüğü ne kadar da leziz oluyor! Böylesine güzel istiridyeleri çiğner ve yutarken aşkın gücünün ortaya çıkmaması mümkün değil."

Her güzel yemek onda aşk yapma arzusu uyandırırken, geçirdiği ateşli aşk sahneleri de her zaman küçük bir aperatifle noktalanıyordu. Bu yüzden onun aşk yemekleri istiridye, kum midyesi ve bilumum kabuklu deniz hayvanları, sıcak çikolata ve şampanya gibi afrodizyak etkisi yüksek yiyecek ve içeceklerden oluşuyordu.

"O" dediğimiz Casanova. "Hayatım" adlı kitabının bize gösterdiği gibi, Casanova'nın her aşk macerasında damak zevki de önemli rol oynadı. Casanova'nın kitabının hangi sayfasını açarsanız açın, sadece aşka değil yemeğe de rastlıyorsunuz. Eva Eckstein'in yazdığı "Casanova'nın Aşk Mönüsü" ünlü çapkının sevdiği yemeklerin tariflerinin de işin içine katıldığı böyle bir "hoş deneme."

Şair, yazar, mason, simyacı, kumarbaz, Fransız devlet piyangosunun kurucularından biri, diplomat ve Venedik Engizisyonu'nun hizmetinde çalışan bir ajan olan Casanova (1725-1798) zamanın kralları, imparatorları, papaları ve bilimadamlarıyla da irtibatlıydı. Ama aynı zamanda sahtekârlar ve pezevenklerle iş çeviriyor, hem saraylara hem de batakhaneler ve randevuevlerine konuk oluyordu. En önemli özelliği ise Avrupa'yı bir ucundan diğer ucuna gezdiği yolculuklarında, onu erotik maceralara götürecek hiçbir imkânı atlamamasıydı. Soylu hanımlar, onların oda hizmetçileri, fahişeler ve artistler, hepsi onun sevgilisiydi.

Serseri hayatına rağmen Casanova hiçbir yerde aşk, kumar ve yemek yeme zevkinden mahrum kalmadı. Kendisinin de itiraf ettiği gibi, sıcakkanlılığı onu bedensel hazların cazibesine karşı çok hassas kılmıştı: "Bedensel haz kültü, hep en önemli şey olmuştur benim için. Hiçbir zaman hayatımda daha önemli bir şey olmadı. Hep öbür cinsiyet için yaratıldığımı düşündüm, onun için de onu hep sevdim ve elimden geldiği kadar kendimi sevdirdim. Yemek yemenin verdiği hazlara da tutkuyla bağlıydım."

Evet, Casanova sadece kadınlara değil yemeğe de düşkündü. Usta bir Napolili aşçının elinden çıkma ‘makaroni pastete,' İspanyollar'ın ‘olla potrida'sı, ternöv usulü pişirilmiş bir morina balığı ve nefis kokuları haiz av etleri gibi bol baharatlı yemeklere ve oluşumunu tamamladığı, içindeki gözle görülebilen küçük canlılardan anlaşılan peynir çeşitlerine bayılıyordu Casanova.

Bunda, yaşadığı Rokoko döneminin de etkisi büyüktü. 1725'ten 1798'e kadar süren yaşamı bu döneme rastlıyor. Rokoko, yoğun duyguların önemsenmediği, hayatın hafife alındığı ve geçici aşkların yaşandığı bir dönem. Aynı doğrultuda, yeme içme zevkinin aşk yapmaktan daha az önemli olmadığı bir çağ. Casanova için bu iki haz aynı derecede önemliydi.

Bir gurmeydi Casanova. Seyahat ettiği ülkelerin mutfak sanatlarıyla yakından ilgileniyor, gittiği her yerde, tamamlayamadığı Peynir Ansiklopedisi için bilgi topluyordu. Bu nedenle yazılarında, sadece katıldığı muhteşem akşam yemeklerini değil, her ülkeye özgü spesiyaliteleri ve tadı damağında kalan yemekleri de öğreniyoruz.

Şimdi onun çıktığı seyahatlere -yemek zevkine ve aşka duyduğu açlığa- eşlik edelim!

.....

Tekin Armağan
Gurmet Dergisi

"Kadınları fethetmenin 'lezzetli' yolları"

Yeryüzünün gelmiş geçmiş en ünlü çapkını Kazanova, çok iyi de bir gurmeydi. Kadınları zarif tabaklar içindeki afrodizyak yemeklerle büyülerdi. İşte Kazanova'nın bazı sırları...

Giacomo Casanova... Ya da Türkçe deyimlere bile girmiş bildiğimiz ismiyle, Kazanova... Tarihin bu en ünlü çapkınının, aynı zamanda son derece rafine bir damak tadı üstadı olduğu da bilinir. Kazanova, zamanının en güzel kadınlarını, yanında çalıştırdığı usta aşçılarına bizzat tarif ettiği son derece lezzetli, aynı zamanda afrodizyak yemekleri ile ağına düşürmüştür. Aşkı ve sevişmeyi, her zaman en nadide yiyeceklerle taçlandırmış, hararetini ise dönemin gözde şaraplarıyla, büyük ölçüde de kadınların da gönlünü çelecek mis kokulu Muscatlarla dindirmiştir...

Kazanova'nın gastronomiyle süslenen aşk maceraları, geçtiğimiz günlerde son derece hoş bir kitapla Türkçeye kazandırıldı. Aynı zamanda tutkulu bir aşçı olan Alman dili ve edebiyatı eğitimi gömüş yazar Eva Eckstein'ın "Eline Auster im Mieder von Donna Emilia" (Donna Emilia'nın Sutyeninde Bir İstiridye) orijinal adlı kitabı, "Casanova'nın Aşk Mönüsü" adıyla çevrildi (Niye Türkçe telaffuza daha yatkın olan menü yerine mönü kelimesini kullanıp duruyorlar acaba?).

Everest Yayınları'nca yayınlanan kitapta, Kazanova'nın aşk maceraları ve bu arada yenilen yemekler büyük bir keyifle anlatılıyor, insan kendisini Kazanova'nın yaşadığı 1700'lerin Venedik'inde hissediyor...

"Çapkınların piri"nin yaşadığı bir anı adını vermiş kitaba. Kazanova, 50 yaşlarında olduğu 1770'lerde değişik Avrupa kentlerinde geçen maceralardan sonra İtalya'ya geri döner. Ateşi sönmemiştir. Bu kez Salerno'da iki genç kıza, Armellina ve arkadaşı Emilia'ya tutulur. Kızlarla vakit geçirmeye başlar, nihayet bir gün onları operaya götürmeyi başarır. Operadan sonra da kızlara bir ziyafet çeker. Sofrada tam yüz tane istiridye vardır. Kızlar sofranın zarafetinden ve yiyeceklerden çok etkilenirler. "Açlıktan ölmek üzere olan aşkım, ağzımı kıskanıyordu" diye yazar anılarında Kazanova. Neyse ki, Baküs'ün imdada yetişmesiyle, ikinci şişe şampanya içilirken kızlar havaya girerler. İstiridyeleri birbirlerinin dudaklarından kaptıkları neşeli bir yemek yenir. Ama Kazanova kendini zap teder ve asıl zevkleri ikinci ziyafete saklar.

Birkaç gün sonra yine buluşup bir istiridye ziyafeti çekerler. Kazanova bir handa iki oda ayırtır, birinde geniş bir kanepe olmasını özellikle ayarlar. Şömineyi yaktırır ve sofrayı donattırır. Mersinbalığı ve trüfle birlikte içilen şaraplar ve şöminenin ateşi, kızların kürklerini çıkarmalarını sağlar. İstiridyeleri ağızdan yeme oyunu tekrar başlar. Sonrasını ise, Kazanova şöyle anlatıyor: "Emilia'nın ağzına yerleştirmeye çalıştığım istiridyelerden biri, kazara kabuğundan kayarak göğüslerinin arasına düştü. Emilia istiridyeyi almaya kalkınca, oyunun kurallarını hatırlatarak korsesinin bağlarını açıp istiridyeyi düştüğü yerden kendi dudaklarımla almam gerektiğine ikna ettim. Onu tamamen soymama itiraz etmedi, ama istiridyemi öyle bir maharetle aldım ki, bu sırada istiridyemi tekrar bulma, çiğneme ve yutma zevkleri dışında daha başka zevkler aldığımı ona hissettirmedim."

Ardından aynı "kaza" Armellina'nın da başına gelir. Kazanova istiridyeyi aynı şekilde alır, fakat kızın göğüslerine dökülen istiridye suyunu göğüsleri emerek içmekten geri durmaz...

Kazanova, kendisinden yaşlı, soylu bir hanımefendi olan bir sevgilisinin saçından koparıp ona verdiği bir tutamı, bir kurabiye hamuruna koydurup o kurabiyeleri yiyecek kadar aşkı ve yemeği atbaşı götüren bir hayat yaşar...

Üstelik bir entelektüeldir Kazanova, ömrünün son demlerinde yazdığı anılarında bu zevklerinin felsefesini de damıtır: "Zaman zaman aç durmaya tahammül edip yemeğin daha iştahla yenmesini ve sevişmeyi de geciktirerek onun daha canlı olmasını sağlarız... Yemek zevki her yaşta, her mevkide ve ülkede önemlidir: Yemek yeme zevki her çeşit zevkle birleşebilir ve başka şeyleri kaybettiğimizde teselli vererek bize sadık kalır..."

Kitapta Kazanova'nın kadınları fethetme savaşında kullandığı başlıca gastronomik silahlar da yer alıyor. Trüf, porçini mantarı, yengeç, midye, kalamar, tavşan, çulluk, keklik gibi nadide yabani mantarlar, deniz mahsulleri ve av etleri... Kimi içerdikleri maddeler dolayısıyla afrodizyak etki yapan, kimi lezzetleri zor bulunurlukları sayesinde yiyeni büyüleyen yiyecekler bunlar. Kitap, Kazanova'nın bunlardan hazırlattığı yemeklerin tarifleriyle dolu. Venüs midyesi, yengeç strudel, keklik pate, tarlakuşu yahnisi, Burgonya şarabı soslu çulluk, tavuk ciğerli rizotto ve şarap soslu mersinbalığı, bunlardan sadece birkaçı... Neşeli erotik hikâyeleri, ilginç gözlemleri, tatlı üslûbu ve zengin tarifleriyle, mutlaka okunması gereken bir eser bu...

.....

Hızır Tüzel
Radikal

Eski bir İstanbul hanımefendisinden duyduğum şu cümleyi hiç unutmadım: ‘Erkekler sofrada nasılsa, yatakta da öyledir' demişti bu görmüş geçirmiş teyze... Aslında, yıllarca buna pek de bir anlam verememiştim. Ocakbaşında kebap yiyip, rakı içen bir bey düşünün. O kıllı elleriyle hazırladığı dürümleri, bıyıklarından yağları süzüle süzüle mideye indirmesi, yatakta nasıl bir davranış biçiminin göstergesiydi acaba? Ya da, lüks bir restoranda ızgara balığı elleriyle yiyip, sonra diş aralarında kalanları parmaklarıyla temizlemeye kalkışan bir erkek, yatakta da benzer bir performans mı sergiliyordu? Kazık kadar adam olduktan sonra, ‘Casanova'nın Aşk Mönüsü'nü okuyunca, durum biraz olsun aydınlığa kavuştu. Çünkü bu kitabın girişinde bakın neler yazıyordu:

‘Kadın cinsi, tıpkı beslenmek için gerekli yemekler kadar faydalıdır erkeğe. Erkek, aslında tek bir yemekle doyabilecekken, çeşitli şekillerde hazırlanmış yüzlerce yemek ister. Aslında bu çeşitlerin verdikleri doygunluk aynıdır, ama erkek bunu ancak yedikten sonra hisseder. Yiyip bitirdiği çeşitli yahnilerin her birinden ayrı bir keyif alır. Aynısı aşk hazzı için de geçerlidir. Her kadın diğerlerinden farklı bir yahnidir. Sonuç aynıdır, ama erkek bunu iş bittikten sonra anlar. Bunun adına kararsızlık denir. Olabilir ama bu kararsızlık yemek düşkünlüğüne benzer. İnsan hem yemek hem aşk konusunda yanılabilir ama aldığı haz konusunda yanılmaz. Çünkü bu haz gerçekten de her seferinde farklıdır.'

Erkekler yemek ve aşk konusunda bu kadar damak zevkine sahip mi gerçekten, bunu saptamak zor. Ama Everest Yayınları'ndan çıkan ‘Casanova'nın Aşk Mönüsü'nü okuyunca Giacomo Casanova'nın bu iki konuda da gerçek bir uzman olduğu anlaşılıyor. Küçükken, seri halde çıkan tüm Casanova romanlarını sular seller gibi okumuştum, ama Eva Eckstein'ın kitabı gibi değildi hiçbiri. O kitaplarda genellikle Casanova'nın yataktaki özellikleri anlatılırdı. Eckstein'ın kitabında ise üstadın, yemek masasındaki hünerleri anlatılıyor. Yazar, Casanova'nın tüm eserlerinde adı geçen yemekleri, bunların tarifleri ve yeme biçimlerini toparlayarak değişik bir kaynak hazırlamış. Örneğin, kitapta Casanova'nın nasıl istiridye yediği şöyle anlatılmış: ‘İstiridyelerimizi dilimizin üzerine yerleştirdikten sonra, birbirimizin ağzından emiyorduk. Tapınılan yaratığın ağzından emilen istiridye sosu, yani onun tükürüğü ne kadar leziz oluyor! Böylesine güzel istiridyeleri çiğner ve yutarken aşkın gücünün ortaya çıkmaması mümkün değil."

1725'de Venedik'te doğan Casanova tüm yaşamı boyunca ülke ülke dolaşıp değişik maceralara atıldı. Yemek ve kadınlar konusunda titizdi, hep değişik lezzetler aradı. Siyaset ve edebiyat çevresinin önde gelenlerinin sofrasında ve yatak odasında hep o vardı. Kendisi de bunu şöyle açıklamış: "Bedensel haz kültü, hep en önemli şey olmuştur benim için. Hiçbir zaman hayatımda daha önemli bir şey olmadı. Hep öbür cinsiyet için yaratıldığımı düşündüm, onun için de hep onu sevdim ve elimden geldiği kadar kendimi sevdirdim. Yemek yemenin verdiği hazlara da tutkuyla bağlandım. Merakımı cezbeden her şeye hayrandım."

Aşk merakı yüzünden başına olmadık belalar saran, hapislere düşen Casanova, yine aşk ve yemek uğruna tüm bunlara katlanmış, bunların zevki uğruna ölümcül tehlikeler atlatmış, hatta en belalı hapishanelerden bile kaçmayı başarmıştı.

Casanova iyi eğitim görmüş, kibar bir erkekti. Yemeklerden anladığı gibi kadınların da uzmanı olmuştu. Gelişmiş dil kasları, ona sadece yemek yerken değil, iltifat ve aşk sözcükleri sarf ederken de yardımcı olurdu. Yani adamda pek tip yoktu, ama iyi çene vardı.

Bedensel haz için iyi yemek ve iyi içmek gerektiğini savunan Casanova, genç bir kızla birlikte olduğu gecenin ardından şu notları almış: "Bu güzel kızla birlikte geçirdiğim ikinci gece birinciden daha tatlıydı. İştahla yemek yemiş ve ölçülü de olsa cesurca içmiş olduğundan, hazzın inceliklerine daha açıktı ve aşkın yönlendirdiği bedensel hazlara daha büyük bir tutkuyla bıraktı kendini."

Casanova 1778 yılında Bohemya'da Dux Sarayı'nda öldü. Yaşadığı aşk ilişkilerini, yediklerini, içtiklerini kaleme almayı ihmal etmeyen Casanova, gerçekten de sadece zevk için yaşayan biri olarak tarihe geçti.

Günümüzde de muhtelif Casanovalara rastlıyoruz. Onların tuzağına düşmemek istiyorsanız dikkatli olmalısınız. Çünkü bu fast food çağında bir erkeğin yatakta nasıl olacağını sofrasından anlamak imkânsız!

TOP

Yerli Yazarlar Yeni Çıkanlar Katalog Bülten Tanıtım ve Eleştiriler Okur Görüşleri Haberler Hakkımızda